Açamazsınız 

Açamazsınız 

1997 yılında Moğolistan’a gidecek ve orada bir Türk okulu açmak için hazırlık yapacaklardı. Buradan direkt uçak olmadığı için önce Rusya’ya oradan da Moğolistan’a gideceklerdi. Neredeyse Moğolistan’ın haritada yerini bile bilmiyorlardı ve daha önce orayla hiçbir irtibatları olmamıştı.
Gittiklerinde onları hiç kimse karşılamayacaktı, hatta akşam nerede kalacaklarını ve karınlarını nasıl doyuracaklarını bile bilmiyorlardı. Yemek kültürleri, barınma âdetleri nasıldı, hiçbir bilgileri yoktu. Muhtemelen burada buldukları hiçbir şeyi Moğolistan’da bulamayacaklardı. Nelerle karşılaşacakları da meçhuldü. Üstelik Türkiye’de çok para kazanacakları, iş kurabilecekleri bir meslekleri vardı ellerinde.

Eşimin okul arkadaşı olduğu için İstanbul’da biz ağırlamış ve Moğolistan’a yolcu etmiştik onları… Babasının tek kızıydı ve İstanbul’a bile gelin gitmesine razı olmamıştı ama şimdi Moğolistan’a gidiyorlardı. Kendimi koydum onların yerine, ben gidebilir miydim? Hiç bilmediğim, hiç tanımadığım, âdetlerinden hiç haberimin olmadığı ve bizi tanıyan hiç kimsenin bulunmadığı bir memlekete gidebilir miydim? Nerede akşam edeceğimi bile bilmediğim bir yere ailemi alıp götürebilir miydim?

Kuşkusuz bundan çok daha ağır, binlerce on binlerce hikayeler yaşanmıştır Türk okullarının dünyaya yayılma sürecinde. Kuşkusuz silahların patır patır patladığı, çatışmaların, savaşların olduğu coğrafyalarda evlat kaybederek, eş kaybederek çok daha büyük imtihanlardan geçilmiştir. Ancak bu anlattığım olay, Türk okullarının nasıl bir ruhla hayata geçirildiğini anlamama yaradığı için bende derin izler bıraktı. Aylarca o soruyu sordum kendi kendime; ben dünyanın bambaşka bir coğrafyasında kimsemizin olmadığı bir yere bu şekilde gidebilir miydim?

Peki siz gider miydiniz? Buradaki ihaleleri, kent rantlarını, boğaz kenarlarındaki kafeleri, imara açılacak ormanlık alanları, iş bitirmekten dolayı hak kazandığınız(!) komisyonları bırakıp da gider miydiniz? Alışık olduğunuz düzeni, konforu, rahatı bırakır da Moğolistan’da yaşamayı seçer miydiniz?

Recep T. Erdoğan’ın Etiyopya Devlet Başkanı’na ‘Türk okullarını kapatın, gerekirse biz açarız’ dediğini duyduğumda sadece güldüm ve ‘açamazsınız’ dedim. Açamazsınız… Hayatını bir bavula sığdırmış yüzlerce, binlerce insan bulup da Kara Afrika’ya gönderemezsiniz. Aylık binlerce dolar da verseniz hiçbir şey beklemeden oraya gidecek öğretmenler bulamazsınız.

Sadece ‘başkası için’ niyetiyle gidemezsiniz. Birtakım işler çevirmek için yüz yıl önce oralara çok giden olmuş ve iliklerine kadar sömürmüşler zaten. Oradaki insanların yeni bir sömürüye ihtiyaçları hiç yok. Şeksiz-şüphesiz inanmış, mum olup yanmaya adanmış insanlar bulmadan oraya gitmeyi başaramazsınız. Bir düğmeye basınca, bir ferman yayınlayınca insanların Moğolistan’a, Zambiya’ya, Vietnam’a gidebileceğini sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Kuş uçmaz kervan geçmez yerlere, tavuk boğazlar gibi insanların boğazlandığı bölgelere gidip oralarda okul açabilmek için ‘adanmış’ olmak gerekir. Bir kişi, iki kişi, üç kişi değil on binlerce beklentisiz insanın olması gerekir.

Bu sözü söylerken dönüp arkaya bir bakmak lazım, kaç tane adanmış insan var benim arkamda diye. Hayatlarını insanlığın aydınlanmasına adamış kaç insanım var diye düşünür insan. Nemaları kesilse de herhangi bir makam vermeyecek olsam da yanımda yer alacak ve bir sözümle savaşların ortasında mektepler açıp orada elif gibi dimdik duracak kaç inanmış insanım var diye.

Siyaset, insanları yanlış formatlıyor. Onun görüntüsü İslami de olsa cenneti dünyada yaşamaya çalışıyor. Bu adanmışlık size haşhaşilik gibi geldiği müddetçe Türk okullarının yaptığını yapabilmeniz mümkün olmayacaktır bilesiniz.

Mehmet Kamış

ZAMAN

Kategori: Köşe Yazıları

Etiket:

613 izlenme

Yorum Yapın