Güney Afrika’ da koştururken çatlayan küheylanlar

Güney Afrika’ da koştururken çatlayan küheylanlar

Johannesburg’daki Nizamiye Külliyesi’nin belki de en ilginç kısmı hizmette koştururken çatlayan küheylanlar için tasarlanmış olan şehitlik. Son nefesini gurbette, vazife başında veren hizmet erleri,vefatlarıyla unutulmaya yüz tutan bir peygamber sünnetini biz yaşayanlara hatırlatmak istiyorlar. Hizmet ettikleri yeri ölürken bile terk etmeyip,nöbet tutmaya devam ediyorlar.

Bu güzel mekanda toplamda beş kişinin mezarı mevcut. Bu kişilerden en eskisi Osmanlı’nın bölgeye gönderdiği son konsolosu, Mehmet Remzi Efendi. 1914 yılında buraya tayin edilmiş. Ama Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla konsolosluk İngilizlerce kapatılmış ve kendisinden Güney Afrika’yı terk etmesi istenmiş. Bu taleplere ‘ben sivil bir vatandaş olarak burada yaşamaya devam edeceğim’ cevabını vermiş. Bir süre sonra bölge halkını Ingilizlere karşı isyana teşvikten tutuklanmış. 1916 yılında hapishanede işkence altındayken şehitlik şerbetini içmiş. Cenazesi Johannesburg’taki Hristiyan mezarlıklarından birinde Müslümanlara ayrılan kısma defnedilmiş.

Hacı Ali Kervancı Abi, şehitliğin inşasından sonra Güney Afrika makamlarına başvurup Mehmet Remzi Efendi’nin cenazesini Nizamiye Külliyesi’ne aldırmak istediğini beyan etmiş. Bu beyanı, ilgili makamlar tarafından dedelerini mezarlıklarına defnetmek isteyen torunların talebi olarak görülüp kabul edilmiş. Bugün Osmanlı’nın bu değerli diplomatı, şehitliğin şeref misafiri olarak ziyarete gelenleri selamlamakta.

Şehitliğe defnedilen en son kişi, şehit öğretmen Galimbek Şerifhan ve dokuz aylık oğlu Halilbek. Galimbek Bey Kazak asıllı Moğol vatandaşıymış. Liseyi Mısır’da, İlahiyat Fakültesi’ni Konya’da okumuş. Johannesburg’ta hizmet veren Sema İmam Hatip Lisesi’nde meslek dersleri öğretmeni olarak görev yapıyormuş. Tatillerde memleketi olan Moğolistan’a çok zor şartlar altında gider gelirmiş. Güney Afrika’dan önce Katar’a , sonra Çin’e , en son Çin’den Moğolistan’a uçar; başkent Ulan Bator’ a vardıktan sonra Moğolistan’da Kazakların yaşadığı bölge olan Bayan Ülgey’e intikal etmek için ayrıca yolculuk edermiş. Bazen beklemelerle bu süreç bir haftayı alırmış. Vefatından bir gün önce de böyle uzun ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra Johannesburg’a ulaşmış. Arkadaşları ondan bahsederken ‘Sanki vefat etmek için buraya kadar geldi’ dediler. Geldiği günün ertesinde derse girmiş ve öğrencilerine ‘Annemi ve babamı kaybedeli çok oldu bir daha Moğolistan’a dönmeyi düşünmüyorum’ demiş. Aynı günün akşamında ailesiyle birlikte, seyir halindeyken arabasıyla bir ağaca çarpmış ve Galimbek Hocamız bu elim kazada Hakk’a yürümüş.

Bir Galimbek Hoca Vardı, Gömdüler Şu Karşı Bayıra

Aynı kazada ağır yaralanan ve o esnada altı aylık olan oğlu Halilbek ise üç ay komada kaldıktan sonra hayata gözlerini yummuş. Baba ve oğul bugün şehitlikte birbirini tamamlıyor intibaı veren bitişik iki mezarda ibretle bakan gözlere alınabilecek pek çok dersleri birlikte sunuyorlar. Galimbek Hoca’nın cenazesine öğrencilerinden, yakınlarından, öğretmen arkadaşlarından ve öğrenci velilerinden müteşekkil büyük bir kalabalık iştirak etmiş. Gözyaşları hayatının baharında ebediyete intikal eden bu yiğit için sel olup akmış. Cenaze namazına şahit olan ve sevenlerinin kendisi için döktüğü göz yaşlarını gören bir öğrenci bu tablodan çok etkilenip Müslüman olmaya karar vermiş. Galimbek Hoca vefatıyla bile karanlık gönüllere ışık tutmaya devam etmiş.

Ömer Erol Abi de gurbette koşarken çatlayan küheylanlardan bir tanesi. Kendisi Güney Afrika’ya iş adamı olarak ilk gelenlerden. Bu güzel müesseselerin açılmasında emek sahibi olmuş. Bir sabah gelip Hacı Ali Kervancı Abi’ye ‘Burada vefat edecek olursak bu şehitlikten bize de bir yer verilir mi?’ diye sormuş, kendisinden ‘evet’ cevabını aldığı o günün akşamı ani bir kalp krizi ile sevenlerini hüzne boğmuş. Vefatının üzerinden on dokuz ay geçince Külliye yetkilileri mezarlıkta düzenleme yaparken Ömer Abi’nin mezarını kazara açmışlar. Vücudunun geçen onca zamana rağmen hiç çürümediğini hatta kefeninin bile solmadığını görmüşler, Sanki daha bir saat önce vefat etmişcesine tebessüm ediyormuş. Sizce de bu ibretlik hadise ile Allah, Ömer Abi gibi hizmetle şereflenen ömürlerin sahiplerine kendi katında ne büyük payeler verdiğini göstermek istemiyor mu?

Johannesburg’un rakımı ülkemizin en yüksek yerlerine denk ama buna rağmen iklim güney vilayetlerimizdeki gibi ılıman. Yollar çok güzel. Trafik dört, beş, altı şeritli yollardan rahatça akıyor. Otoban misali şehri saran yolların sağında ve solunda kalan lüks ve müstakil evler çevredeki yeşil alan yüzünden fark edilmiyor. Kendinizi Belgrad Ormanları’nın yanından geçiyor gibi zannediyorsunuz ama aslında büyük mahalleleri geride bırakıyorsunuz. Güney Afrika’da toplamda 800 havaalanı ve 500 golf sahası var. Üniversitelerinden dünya sıralamasında ilk yüze hatta ilk elliye girenler mevcut. Diğer Afrika milletlerinin aksine burada ekonomik olarak orta direk Afrika’lı mantığı yavaş yavaş oluşmaya başlamış.

Güney Afrika Milletleri

Mandela’dan önce her ırk kendisi için tahsis edilmiş mahallerde yaşamak zorundaymış. Beyazların, Asyalıların, Siyahların hatta Melezlerin ayrı mahalleleri varmış. Hiç biri bir diğerinin semtinde yaşayamazmış. Gündüz aynı iş merkezinde çalışan insanlar akşam olunca kendi milletine ait olan mahallelere çekilirlermiş. Şimdi insanlar sahip oldukları ekonomik imkanlara bağlı olarak yaşayacakları mahalleleri belirliyorlar. Beyazlar, Hollanda ve İngiliz menşeli olarak iki kısma ayrılıyorlar. Hollandalıların ülkeye gelişinin üzerinden 300 seneden fazla geçmiş. Genellikle çiftçilikle uğraşıyor ve kendilerine Afrikans diyorlar. Afrikansça denilen Flemenkçe’ye benzeyen bir dil konuşuyorlar. İngilizler altın ve elmasın bulunmasından sonra bu ülkede yaşamaya başlamışlar. Hollandalıları ülke yönetiminden uzaklaştırıp 1994’e kadar da yönetimin bizzat sahibi olmuşlar. Genelde İngilizler madencilik ve ticaretle meşguller. Asyalılar, beyazlarla siyahların arasında ara güç olsun diyerek buraya sonradan getirilmişler.Ülkede ki Yunanlıların ve Yahudilerin sayısı 100 binden fazla.

Ülkedeki Müslüman’ların nüfusa oranı % 2 kadar. Ama çok enteresandır % 20 gibi tesirleri var. Müslüman nüfus bütün dünyadaki dindaşlarının aksine burada İslamı güzel temsil etmişler. Genelde Müslüman nüfus Asyalı dedikleri Hintli ve Malay halklarından oluşuyor. Zencilerden de Müslüman olanlar var. Müslümanlar çalışkan ve varlıklı insanlar. Yönetimde de Müslüman üyeler var. Restoranlar Müslüman nüfusa hitaben tescilli helal ürünler sunuyorlar. Johannesburg’ta yüzden fazla cami inşa etmişler.

Gezimiz esnasında şu an eğlence parkı haline getirilen eski bir altın madenini de gezme fırsatımız oldu. Bizi asansörle ilk kademe olan yetmiş beşinci metreye indirdiler. Ama İngilizler 3000 metreye kadar inip yerin altından altın çıkarmışlar. Yer altında kırmış oldukları taş parçalarını yukarıya raylı sistemle çıkarıp yer yüzünde toz haline getirmişler. Bir ton taştan, dört gram altın elde ediyorlarmış. Yirmi yıl içerisinde bu madenden 1 milyon 400 bin kilo altın çıkarmışlar. Çıkarılan taşları ezip toz haline getirdikten sonra resmen altın renginde olan toprağı madenin çevresine yığın halinde istiflemişler. Madenden çıkan suyu ise pompalarla bu yığının hemen yanına akıtmışlar. Şehrin içerisinde pek çok yerde madenlerden çıkarılan altın sarısı toprağın oluşturduğu büyük tepecikler ve hemen yanı başında oluşan küçük göletler var.

Amerika, siyahlara ayırımcılık uygulanıyor diye Güney Afrika’ya ambargo uygulamış. İngiliz’lerin hakim olduğu son yirmi senede Güney Afrika’ya petrol satışını yasaklamış. O dönemde kaliteli kömürden petrol üretmeyi öğrenmişler. Şimdi bu ilginç teknolojiyi büyük paralar karşılığında Çin’e satmışlar. Çin’in diğer Afrika devletlerinde olduğu gibi burada da etkisi çok fazla. Johannesburg yakınlarında elli bin kişilik büyük bir şehir inşa etmişler. İçinde ağırlıklı Çin mallarının satıldığı büyük bir AVM’leri var. Madenlerden çıkarılan toprakların biriktirildiği alanların hafriyatını yapıp boşalttıkları alanı imara açtırıyorlar. Hatta rivayete göre bu toprağı tekrar eleyip içinde kalan altını da ayıklıyorlarmış. Güney Afrika’da Çin’in varlığı hiç de azımsanacak seviyede değil. Afrika’nın yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle ifade ettiği manayı en iyi anlayan devletlerden bir tanesi Çin. Çinliler yaptıkları hayati yatırımlarla kendisinden bahsedilir hale gelmişler.

ARİF ÖZUTKU
www.samanyoluhaber.com
6 Şub 2015

Kategori: Afrika

Etiket:

2731 izlenme

Yorum Yapın