İlahi Davutoğlu, ilahi Nabi Bey!

İlahi Davutoğlu, ilahi Nabi Bey!

Önceki gün televizyonda öğle haberlerini izliyordum. Spikerin ‘yurtdışındaki okullar’ sözünü duyunca kulak kesildim.Neler oluyordu? Şöyle dedi spiker: “Hükümet, yurtdışındaki okullar için Maarif Vakfı adıyla bir vakıf kuruyor. Cemaate ait okullar bu vakfa devredilecek. Okulların devredilmediği yerlerde, vakıf aracılığıyla yeni okullar açılacak. Kaliteli eğitim ve burs imkânları sağlanarak okulların cazibesi artırılacak, eğitim kalitesi yükseltilecek.” Acaba yanlış mı duydum, diye yerimden doğruldum, baktım ki altyazı da öyle: “Eğitim kalitesi yükseltilecek.” Boş bulundum, bir kahkaha attım, etraftakiler dönüp bana baktı.

Oysa hiç güleceğim yoktu. Son zamanlarda ülkede olup biten hiçbir şey akıl, mantık, hukuk ve ahlak ilkelerine uymadığı için, duyduklarımda bir mantık aramaya elbette lüzum yoktu. Buna ancak gülünebilirdi ki, durup durup güldüm.

“Cazibe artırılacak, eğitim kalitesi yükseltilecek…”

Az çok biliyordum ama hafızam beni yanıltmasın diye biraz araştırdım. Yurtdışındaki Türk okulları, Afganistan’dan Kuzey Irak’a, Kırgızistan’dan Güney Afrika’ya, Balkanlar’dan Endonezya’ya kadar bulundukları ülkenin ‘cazibesi’ en yüksek eğitim kurumları arasında. Bilim olimpiyatlarında sayısız madalya kazanmışlar. Afganistan, Kırgızistan gibi ülkelerde yoğun ilgi sebebiyle liselere giriş sınavı stadyumlarda yapılmış. Özellikle Afrika kıtasında çok sayıda ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı ve eğitim bakanı çocuklarını bu okullara göndermiş. Eğitim gönüllülerine “Ülkemizde daha çok okul açın. Arazi verelim, üniversite de kurun.” demişler. Bir şey daha var… Bu okullar, ileri derecede İngilizce öğretiyor. (Geçen hafta Murat Yetkin’in bir TV kanalında söylediği gibi, Türk milli eğitimi, İngilizce öğretmeyi asla başaramadı.) Rekabet şartları içerisinde çalışıyor ve kalitelerini uluslararası standartlarla tescil ettiriyorlar. Üç yıl önce ziyaret ettiğim Avustralya’nın Sidney kentinde, eğitim bakanlığının Türk okulundaki başarılı bir matematik öğretmenini transfer ettiğini öğrenip şaşırmıştım. Oysa Avustralyalılar, ABD’den gelen öğretmenlerin İngilizcesini bile beğenmiyor, kendileri yeniden sınava tabi tutuyorlardı. Hal ve gidiş böyleyken, tarihinde hiçbir zaman yabancı dil öğretmeyi başaramamış bir ülkenin, dünyanın 160 ülkesinde İngilizce eğitim-öğretim yapan okulları devralmayı düşünmesi, olmadı, karşısına yeni okullar açıp ‘kaliteyi artırmak’tan söz etmesi, hakikaten gülünç oluyor. Bizim Milli Eğitim’in cazibeli ve eğitim kalitesi yüksek okullar kurup işletebilme yeteneği olduğunu doğrusu bilmiyordum. Büyük umutlarla açılan sosyal bilimler liselerinin daha 10 yıl geçmeden sıradanlaştırıldığı ortadayken.

Bakın, “eğitim kalitesi” deyince acı bir gülümsemeyle birlikte insanın aklına, Türkiye’nin çöken eğitim sistemi geliyor. Öyle bir ‘kalite’ ki bu, OECD ülkeleri arasında verimlilik listesinin son sırasındayız. 2013 PISA sonuçlarına göre oluşturulan eğitimde verimlilik listesinde Türkiye’nin, 30 OECD ülkesi arasında “eğitimde en verimsiz ve etkisiz ülke” olduğunu hatırlayalım. Aynı zamanda Türkiye’nin eğitimde verimliliği artırması ve etkili bir sistem uygulanabilmesi için öğretmen maaşlarını yüzde 129 oranında artırması ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısını düşürmesi gerektiğini de… Geçen hafta 15 bin yeni öğretmen atandı. İşte onlardan birinin yaşadığı hayal kırıklığı: Urfa’nın bir kasabasına tayin olan çiçeği burnunda öğretmen, daha ilk gününde gördükleriyle sarsılıyor. Adı bende saklı bu öğretmenin anlattıkları yürek yakıcı. “Okula vardım ki” diyor, “Sınıfın kapısı yok. Tavandan sıraların üstüne yağmur suları akıyor.” Türkiye’de böyle daha kaç okul olduğunu biliyor musunuz? Kış günü derse terlikle gelen öğrencileri, bir ayakkabıyı nöbetleşe giyerek okula giden kardeşleri, kimsenin umurunda olmasa da kütüphanesiz ve kitapsız binlerce okul olduğunu… 60 kişilik sınıfları, boş geçen dersleri, branş öğretmeni eksiğini, okul yönetimlerinin iktidarın arka bahçesi eğitim sendikasına teslim edildiğini, farklı görüşteki öğretmenlerin sindirildiğini, özellikle imam hatiplerin iktidar partisinin gençlik örgütü olduğunu ve farklı görüşteki öğrencilere mobbing uygulandığını hiç gündeme getirmeyelim isterseniz. Sadece bir öğrenci velisinin yakınmalarını aktarmakla yetinelim. Kendisi de eğitimci olan bir veliyi dinledim. “Kaliteli liseleri bitirdiler.” diyordu. “İstanbul’daki üç dört lise hariç başarılı okulların hepsi sıradanlaştı.” Merak ettim, nasıl oldu bu? “Siyaset karıştı. Torpilli veliler çok düşük puanlı çocuklarını, liseler arası geçişle iyi okullara aldırıyor. Geçen yıl 470 puanla kapatan okula, 420 puanlı çocuklar kaydedildi. Okulların boyunu kısaltıyorlar.”

Evet, bütün bunlar olurken, öğretmenler bile eğitimin geleceğinden umudunu kesmişken, kendi söküğünü dikemeyen hükümetin yurtdışında başarıyla yürüyen, bulundukları ülkelerin övüncü olmuş okullara el koymaya (el koyma konusundaki başarıya diyecek yok!) kalkışması, oralarda yeni okullar açıp ‘kaliteyi yükseltmek’ten söz etmesi, size de gülünç gelmiyor mu? Siz de burada mide bulandırıcı bir ikiyüzlülük görmüyor musunuz?

http://www.zaman.com.tr/ali-colak/ilahi-davutoglu-ilahi-nabi-bey_2277476.html

Kategori: Dünya, Köşe Yazıları

Etiket:

1025 izlenme

Yorum Yapın