Aradığınız ajan Zambiya’da bulunamadı!

Katar imamı(!)ndan sonra Zambiya imamı(!) da konuştu! Zambiya'da görev yapan eğitimci Göksal Çavdaro, Dünya İmamları manşetinde ülkesinin adını göremeyince bakın nasıl sitem etti?

Aradığınız ajan Zambiya’da bulunamadı!

Zambiya, Afrika`da şirin ve huzurlu bir ülke. Başkent Lusaka`daki Türk okulunda çalışan diğer arkadaşlarımla, bu huzur dolu ülkenin eğitimine mütevazı bir katkı ile birlikte, aynı zamanda değerlerimizi Zambiya`lılarla paylaşmanın gayreti içindeydik. Böylesine huzurlu bir ülkede, huzur-u kalple, bu dünyadaki sayılı nefeslerimi azar azar tüketirken, aniden aldığım okkalı bir sadme darbesiyle, düşmedim ama -açıkçası- sendeledim.

Sebep şu ki, malumunuz geçtiğimiz kasım ayında, Reis-i Cumhur’umuz, E. Gine’sinde 2. Türkiye-Afrika ortak zirvesine katılmışlar ve çok veciz bir konuşma irad etmişlerdi. Şöyle buyurmuşlardı: ” …Bazı Afrika ülkeleri ve Türkiye arasına sivil toplum örgütü ya da eğitim gönüllüsü maskesiyle, çeşitli tehlikeli yapılanmaların nüfuz etmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bunu dikkatle izliyoruz. Faaliyet gösterdikleri hemen her ülkede, gizli yapılanma içine giren ve ajanlık faaliyetleri daha da somutlaşan bu örgütlere karşı devlet ve hükümet başkanı dostlarımızın daha hassas olacaklarını umuyoruz…”

Anlaşıldığı üzere olay, Afrika ülkeleri ve Türkiye arasında cereyan ediyor. Failler, sivil toplum örgütleri ve eğitim gönüllüleri maskesini kullanan tehlikeli yapılar. Fiiller, gizli yapılanmalar ve ajanlık faaliyetleri. Üstelik bu fiiller öyle böyle değil, elle tutulur somut yani. Demek ki kesin kaziyeler, deliller mevcut. Çözüm olarak ise, muhataplardan hassasiyet isteniyor ve iş birliği öneriliyor. Görüldüğü üzere bu hayati tespitler ve bu beliğ ifadeler çok ciddi.

Bu konuşma, iki ahbap arasında yapılmış güft-u gû değil sonra! Peki ya ne? Ortam, uluslararası bir arena. Hazirûn ağırlıklı devlet başkanları. Konuşan da Türkiye’mizin Reis-i Cumhur’u.

Bu müthiş konuşmayı duyar duymaz, ‘eğer Zambiya belirtilen bu ülkeler içinde ise, Devletlumuz’un Zambiya için kastettiği bizim okulumuz veya bizden birileri olabilir mi?’ diye içimden geçirdim. Günün ilerleyen saatlerinde, irad edilmiş bu sözler ve benim bu düşüncelerim, zihnimi onlarca soruyla adeta kilitledi. Nasıl böyle bir şey olur? Kim veya kimlerdir bunlar? Nasıl çalışırlar?..

‘Acaba elçiliğimizdeki bazı görevliler olabilir mi?’ diye bir an için aklımdan geçti. Olamazdı. Çünkü konuşmada “sivil toplum örgütü” şeklinde açık bir vurgu var. Bilahare Zambiya’ya yerleşik Türkleri şöyle bir gözümün önünden geçirdim. Bizim dışımızda kurulmuş ne bir dernek, ne de bir vakıf mevcuttu… Peki ama nasıl olacak o zaman?

Eee, Reis-i Cumhur’umuza da yalan isnad edecek halimiz yok ya. Ayrıca Reis-i Cumhur’umuz da yalan söylemiş olamaz ya! Bu ihtimal şüphesiz zihinlerde sıfırlanmalı.

O günün gecesinde de bu ve benzeri düşünceler, karabasan gibi üzerimde tepinirken, bir an için hızlıca yatağımdan fırlamışım. Usuuulca ışığı açtım evvela. Vee aynanın karşısındayım. Hayıır olamaz! Ben mi, ben miyim o? Yok canım sen de, iyi ya!

Sen ki Trabzon Vakfıkebirli Hacı Hasan Usta’nın oğlusun. O baban ki bütün köy ve kasaba şahittir ki, merttir, haram, yalan ve ikiyüzlülük semtine uğramamıştır… Sonra anacağzın! Her telefon edişinde hasretinizi sinesine gömen anan! Dertli ve mütevazı bir Anadolu kadını… Nasıl olur?

Hem nasıl olur! Sen şöyle bir kardeşin abisisin ki; trafik kazasında vefatının ardından ajandasında -belli ki son günlerinde çiziktirdiği bir şiirde- “… girmedik tek tomurcuk kalmasın bu kutlu iklime…” yazıyordu… Bunlara mı ihanet? Hayıır reddediyorum!

Peki kim bu gizemli şahıs(lar)? Zihnim hafakanlarla sarmaş dolaş!

Okulumuzun müdürü Halis Bey olmasın? Sahiden olabilir mi acep? Hem biraz gizemli de birisi gibi. 12 yıl Azerbaycan, bir aralık Angola’da aram etmiş ve sonra dil öğrenme bahanesiyle Cape Town ve sonra burası?! Müdür Bey, yardımcımız Kadir Bey olmasın? Allah Allah! O da 4 yıldır burada. İkide bir, o veli senin bu veli benim evlerinden çıkmıyor. Veli ziyareti mazeret, yani maske! Ne konuştuklarını da bilmiyoruz üstelik. İki idareci organize mi acaba? Ajan mı, casus mu? Bu arkadaşlar mı? Ey Yüce Rabb’im Sen beni affet! Nasıl olur, gündüzleri fursan, geceleri ruhban muttaki kardeşlerim. Değerlerimizle hemhal kardeşlerim. Bin defa tevbe…

Belki de şu dadaş Şaban Bey’dir! Hem neden o kadar mütebessim ki? Ona bir gülücük, buna bir gülücük! Bu kadarı da fazla değil mi? Hem ‘rehberlik’ maskesiyle her defasında 5-6 öğrenciyle bir odaya kapanıyor! Bir arkadaş geçen gün olay mahallini basmış. Bir de ne görsün! Pilav dolu tencereyi ters çevirmiş tepsinin üzerine, etrafında da yeşillikler! Tam bir suçüstü vaziyeti! Pekala bilgisayarcı Mehmet Bey’le de gizli bir işbirliği vaziyeti mümkün? Üstelik aynı yörenin insanı ikisi de… Ama bu nasıl olur? Adam elektrik elektronik mühendisliği mezunu, ayrıca İngilizceyi Türkçe ve Kürtçe kadar iyi konuşuyor. Sonra gelmiş dünyanın bir ucuna 1000 küsur dolara talim ediyor. Olamaaz… Sonra bu arkadaşlar, şefkatli sinelerine emanet öğrencilerinin gönüllerine köprüler kurmanın telaşı içindeler daima. Şaban Hoca? Hayır! Mehmet Hoca?! Yüz bin defa tevbe… Aklıma mukayyed ol Allah’ım!!!

Ya kadınlardan?.. Mesela Nurcan Hanım! Sübhanallah, aklımdan zorum var zahir! ‘Bir gün bile öğrencilerime, okuluma geç kalmayayım ‘ diye, bu yaz eşiyle, iki haftanın içerisine, kız isteme, nişan, nikah ve düğünü sıkıştırarak dünya rekorunu kırmış hocamız!

Evet buldum galiba; şu adı bende mahfuz üniversite öğrencisi? Üstelik şirin bir Doğu vilayetimizden kendisi… Evet ama bir dakika! O delikanlımız da daha geçen yaz iki arkadaşıyla birlikte Yakutistan’dan karga-tulumba çıkarılmamışlar mıydı? “Hakkınızda bilgi geldi. Paralelmişsiniz, uyuşturucu da kullanıyormuşsunuz.” denerek uyuşturucu testinden de geçirilmişlerdi! Gençler sizden de bin özür.

Diğer arkadaşlarımız… Hepsi bir bir geçiyor gözümün önünden. Bila istisna hepsi memleket sevdalısı, hepsi değerlerimizle hemhal…

Ey bütün ahvalime nigehban olan Rabb’im! Ben bu gözde ve güzide arkadaşlarım hakkında neler düşünüyorum böyle? Taksiratımı affeyle ne olur!

Son, evet son bir ihtimal kaldı sanki!

Şu işadamı Yüksel ağabey! Hatta ihtimal organizatör de o olabilir?! Kendisi torun torba sahibidir. Türkiye’de hali hazırda kurulu bir düzeni olmasına rağmen, buralara taşınmış. İşi inşaat. Geçenlerde, daha henüz bitirmediği villalarını -gizemli bir şekilde- hepsini bir kalemde bir Zambiyalıya satıverdi.

Kalemim titriyor, içim kaynıyor, dilim kurusaydı da bunları demeseydim. Bütün hücrelerimle senden özür diliyorum Yüksel ağabeyim! Bunlar nasıl şeytanî düşünceler böyle?

Sen değil miydin ki, tam bir tevazu içinde ve üstelik aradan aylar geçtikten sonra bize şu hadiseyi nakleden: “Memleketinde çok samimi bir arkadaşın vardı. Savrulmaların ve fitnenin biricik memleketimizde kol gezdiği bu zor günlerde, o arkadaşını, kendi öz kardeşi sebepsiz yere iş ortaklığından ayırıvermişti. Malum sebeplerden mütevellit! Üstelik sağa sola da gammazlayarak. Ayrıca o acımasız kardeş, kardeşinin ticarî itibarını da zedelemeye çalışıyordu. Neredeyse iflasın eşiğinde demiştin. Sen de “şu kenarda mütevazı bir arsam var, tapusu da bu, al ve sat. Annenin ak sütü gibi helal olsun, bana da borcun yok” dememiş miydin?

Ayrıca dilinde zikir, kalbinde fikir tam bir tefekkür abidesi, gönül dostu… Ah vefalı dost, sen bana hakkını helal et, Mevla (cc) da affetsin inşallah.

Anlaşıldığı üzere dermandan düştüm, pes ettim pes! Dile kolay 3 ay! Hatta 3 ayı da geçti naçarım!

Etrafımdakilerde maske yoktu. Ajan da bulamadım casus da! Tehlikeli bir yapılanma da yoktu vesselam!

Artık kaçınılmaz olarak vefasız, biraz da efsunlu aynamın karşısına tekrardan dikiliverdim. “BENİM ” dedim yüksek bir nida ile! Evet “BENİM”! Çaresiz ben olmalıyım. İkrar ediyorum “BENİM”! Yemin edemiyorum ama itiraf etmeliyim… Ajan, casus… Sonra tek başıma illegal bir yapılanmayı da kurmuşumdur Zambiya’da! Maskem de vardır elbet?

Ama o da ne? Ben tam bu noktada iken, bir ceridemiz(!), tüm dünyadaki illegal yapılanmaların elebaşıları olarak tespit edilen(!) imamların, ülke ülke isimlerini yayınlamasın mı? Bir de ne göreyim Zambiya’nın adı yok!!! Eee nasıl olacak şimdi?

Bu ahval ve şeraitte de iki ihtimal kalıyor gayri:

Birincisi; ‘Z’ harfi malum alfabedeki son harf. Gazete sayfasının sonuna denk gelmiş, dizayn icabi! Yani Zambiya’ya yer kalmamış. Resim ve isim ne mümkün? “Bir ülke de eksik kalsın zararı yok” diye düşünülmüş olabilir.

İkincisi; Reis-i Cumhur’umuz ve onun pek ali heyeti Zambiya’da ajan, casus ve tehlikeli bir yapılanma tespit edememiş olabilirler.

Kaldı mı başka ihtimal?

Ama ya birinci ihtimalse; Ey Allah’ım sen Muîn’sin, sen Hafiz’sın. Bana yardım et ve beni koru. Amin.

*Eğitimci, Zambiya

KAYNAK:Zaman

“Aradığınız ajan Zambiya’da bulunamadı!” için 1 Yorum

  • Bu okullar için en küçük gayret göstereninden, Kapatmak için en küçük gayret göstereninde Alllah ecrini sevabını vebalini tez zamanda versin. Aminnnn…

Yorum Yapın