Değirmenin suyu nereden geliyor?

Yıllarca Türk Okullarından fedakarca görev yapmış eğitimciden bir demet hatıra.

Değirmenin suyu nereden geliyor?

Kazakistanda çalışan personelimize aylarca maaş ödenemiyordu. Maaşlarını 24 ay gecikmeli alan yerleri biliyorum. Ekonomik durumumuz çok kötüydü. Ayakkabılarımın altı delik olmasına ragmen, İki yıl boyunca ayakkabı ve yatak alamamıştım. Türkiyeden birisi ekmek fabrikası getirmişti. Gelen kamyonla benim bir kısım eşyalarım ve yatağım da gelmişti. Eşyalarım geldiğinde -40 derece soğuk vardı. Eşyaların içinde nar, elma, portakal gibi meyveler de gelmişti. Enteresan hiçbiri bozulmamış ve soguktan çürümemiş. Kayın valideme dua etmiştim. Çünkü 2 yıl hiç meyve yiyememiştim. Aslında pazarda her şey vardı. Maalesef benim hiç param olmamıştı. Hanımla arkadaşlarada bu meyvelereden verelim diye saydık. Adam başına yarım tane bile düşmüyordu. Allah affetsin kendimiz yedik.

Değirmenin suyu

Bahar mevsiminde karlar eriyince Atıravda çok ciddi çamur oluyordu. Herkes işyerlerine giderken çizme giyiyordu. Çamurlar bazı yerlerde 30 cm yi geçiyordu. Her iş yerinin önünde çizmeleri temizlemek için yapılmış su kovaları ve bez parçaları vardı. Herkes çizmelerini temizleyerek poşete koyar ve poşetten yedek ayakkabıyı çıkarıp giyerek, iş yerine girerdi. İş çıkışı tekrar ayakkabılarını çıkarıp çizmelerini giyerlerdi. Valilik dahil herkes bunu yapıyordu. Ana yollar hariç hiçbir yolda asfalt yoktu. Ana yol kenarında arabaların sıçratacağı çamur ve sulardan yürümek mümkün değildi. Diğer yollardan yürürken su birikintilerini çizmeler olmadan geçmek çok zor oluyordu. Çogu kez ayagımın içine çamur doluyordu. Atırav deniz seviyesinden 25 metre aşagıda. Topragı azıcık kazınca su çıkıyor topraga sabah bir bardak su döksen buharlaşmazsa akşam bir bardak olarak alabilirsiniz. Bina yaparken toprak düzlenir büyük beton bloklar topragın üzerine dizilip üzerine evler yapılır.

Benim ayakkabılarımın altı yırtılmıştı. Çizme alacak param yoktu. Çünkü ilk üç yıl içinde bir defa bile tam maaş alamamıştım. Okula gelinceye kadar ayakkabılarımın içine çamur doluyordu. Ayakkabımı değiştirirken çoraplarımı da değiştirmek zorundaydım. Halimi kimse görmesin diye müdür olarak geç gelenleri kontrol yapıyor gibi beklerdim. Herkes girince kimse görmeden ayakkabı ve çorabımı değiştirirdim. Ayaklarım ıslak olduğu için çok üşüyordum. Bazen müdür yardımcısı Cumakızı dışarı gelirdi. Üşüdün, hasta olacaksın, sogukta bekleme derdi. Eve gittiğim zamanda hanıma göstermemek için ugraşırdım. Çoğu kez çoraplarımı gizliden yıkardım. O günler bizim için çok sıkıntılı idi. O günlerin anlaşılması için kendimle alakalı yukarıdaki bir kaç şeyi yazdım. Kendimle alakalı şeyleri yazmak bana nahoş geliyor. Ancak arkadaşlarlarımla alakalı yazacagım hatıralardan dolayı, Benim hakkımda suizan edilmesin diye kendimle alakalı birkaç şeyi yazmak zorunda kaldım.

Yurt dışındaki Türk okullarının hangi şartlarda kuruldugunun anlaşılması için bunları yazmam gerekiyor. Değirmenin suyu nereden geliyor?. Bizim arkamızda ABD, Rusya… gibi devletlermi var?. Bizler birilerinin ajanımıyız.?.. Sorularının cevabı anlaşılmaz. Oradaki insanların yaptıgı fedakarlıklar, çektiği çileler anlaşılmaz, Bizim arkamızda nasıl bir inayet elinin oldugu anlaşılmaz.

ALİRIZA BEY

Atırav da iki farklı binada eğitim yapıyorduk.İkinci binadan Hasan Bey aradı. Hocam Alirıza Bey derse gelmedi. Evine bir arkadaş gönderip baktırabilirmisiniz?.

Evine arkadaş gönderdim. Alirıza bey hastaymış. Sonra öğrendim ki 10 tengesi (1 tenge= 1/7 Dolar)olmadığı için otobüse binememiş. -30° de 8 km yi yürüyerek eve gelmiş. Geldiğinde dizlerine kadar donmuş. Arkadaşlar ayaklarını karla ovmuşlar. Ben üzülmeyeyim diye bana söylememişler. Bana sonradan anlattılar. Bu kadar ciddi donma tehlikesi geçirmemiş olsalar bile benzer olaylar farklı arkadaşlarda da defalarca olmuştu.

O soğuklarda herkes kafasına deriden özel yapılmış şapka(börük) giyerdi. Bu şapka kafayı sıcak tutup kulakların donmasını engelliyor. Atıravda soguklarda bu şapkayı takmayan yoktu. Sadece bizim ögretmen ve belletmenlerimiz takmıyordu. Biz parasızlıktan alamıyorduk. Gören herkes neden börük takmıyorsunuz?. Böyle dolaşılmaz. Kulaklarınız donar kırılır diyorlardı. Biz buna alışkın degiliz. Başımızı kaşındırıyor, takamıyoruz demek zorunda kalıyorduk. Aslında durumumuzu söylesek bize yardımcı olurlardı. Ama söyleyemiyorduk.

Durumumuz gerçekten içler acısı idi. O zamanlar genel de halkın ekonomik durumu iyi değildi. Biz onlara yardım etmek için gitmiştik. Bizim halktan daha rahat olmamız yanlış olurdu. Sanırım bundan dolayı kader hükmünü böyle vermişti. Zahiri(görünen) sebeplere takılmamak lazım.

Hasan Hüseyin Aygun

Kazak  Türk  Liselerinde   Altı yıl  Müdür  2 yıl  Genel  Müd. Yardımcısı  olarak  çalıştı. 7  yıl  Afrika-Nijeryada  Genel Müdür  olarak  çalıştı.

“Değirmenin suyu nereden geliyor?” için 1 Yorum

  • Ne mutlu sizlere Allah rızası için giriştiğiniz bu yolda Rabbim yanınızda olsun. Şuna inanıyorumki size atılan her iftira her yalan dolan sizin için bir fırsat çünkü var olan günahlarınızın affolması ve iftira atanların sevaplarını almanız için büyük bir fırsat siz onlara değil Allah rızası için verdiğiniz hizmete devam edin

Yorum Yapın