Türk Lisesi Öğretmenleri ve Terörizm

Türk Lisesi Öğretmenleri ve Terörizm

Amansız kışın yaşandığı bir gün gelmiştik eşimle Kazakistan’a. Almatı baharda giydiği yemyeşil elbisesine nispet edercesine beyaz örtüsünü üzerine kuşanmış soğuk soğuk tebessüm etmekteydi bizlere. Her ikimizde çok heyecanlıydık. Daha yeni evlenmiş ve hayatımızın bundan sonrasını Kazakistan’daki Türk Liselerinde öğretmenlik yaparak geçirmeye karar vermiştik.

Havaalanı kapısından çıkarken nasıl bir yere gelmiş olduğumuzu anlama telaşesini içerisindeydik, meraklı gözlerle sağa sola bakınırken. Birden bir baba şefkatiyle taşımış olduğumuz çantalara bir elin uzandığını gördüm. Işıldayan gözlerle bize bakan bu mütebessim çehrenin dudaklarından sımsıcak bir “Hoş geldiniz” döküldü. Saçları ağarmış onca yaşına rağmen sırf bizi karşılamak için o saatte havaalanına gelmişti. Bu Hızır misali değerli insan İzmir’li iş adamlarından Mehmet İstengir abiydi.

Uçağımız hava muhalefeti sebebiyle Özbekistan’a inmiş ve neredeyse yedi saat rötarlı inmişti. Kim bilir kaç saattir o yaşında biz geleceğiz diye beklemişti. Ev tutana kadar bir süre bir öğretmen arkadaşımızın evinde misafir olacağımızı, geleceğimizi haber veren arkadaşın karşılanmamız için kendisinden ricacı olduğunu söyleyip bu taraftan diyerek aracın bulunduğu istikameti işaret etti bizlere.

Havaalanından çıkıp şehre doğru yola koyulduğumuzda bir yandan çehresi gibi sımsıcak olan sohbetiyle Mehmet abiyi dinliyor diğer taraftan da gelmiş olduğumuz bu güzel şehri araba camından seyrediyorduk. Saat gecenin ikisiydi Almatı istirahat eden beyaz saçlı bir insan gibi uykunun derinliklerinde kaybolmuş görünüyordu. Bizi ev tutana kadar evinde misafir edecek olan arkadaşımıza yani Tarkan Tekten beye ve eşleri Sibel hanıma teslim ettiğinde daha ilk dakikalarda o an yeni tanışmış olduğum bu güzide aileyi sanki yıllardır tanıyormuşum hissine kapıldım. Ancak bir kardeşin bir kardeşe gösterebileceği o derin muhabbeti daha kapıdan girer girmez gönlümüzde var etmişlerdi.

Kendisiyle yaşıttık, aramızda birkaç ay fark vardı. Eşlerimiz aynı okulda çalışacaktı. Baba mesleklerimiz bile aynıydı. Kader dairesinde pek çok tevafuk bir araya gelmiş bu insanları yeni geldiğimiz bu coğrafyada karşımıza ilahi bir lütuf olarak çıkarmıştı. Evinde kaldığımız müddetçe hiç kendimizi misafir gibi görmedik. Bitmeyen bir fedakârlık ve samimiyet bu aile içinde bize kendimizi aileden fertlermiş gibi hissettirmekteydi.

kazakturkiseleriEv kiralamak için emlakçılarla görüşmeye başladık. Okula çok yakın olan dört katlı bir apartmanın dördüncü katında bir oda ve bir salondan müteşekkil toplamda 56 metre kare eşyalı bir evi birkaç gün sonra kiraladık. Evin içindeki eşyaların pek çoğu miadı dolmuş intibaını vermekteydi. Alınması gereken mutfak eşyasından tutunda yastık yorgana kadar daha pek çok eksik şey vardı. Eşimle beraber Almatı pazarlarına çıkıp alışveriş yapıyor elimizdeki bütçeyle eksik eşyalarımızı tamamlamaya çalışıyorduk. Zaruri olan ihtiyaçlarımızı hedeflemiştik. Ama ilk ay hepsini birden almamız mümkün olmayacaktı. Bir fizibilite çalışması yaptık bazı ihtiyaçların teminini ikinci hatta üçüncü aylara bırakabilirdik.
Kazakistan eski Sovyetler Birliğinden kalan yaralara derman olmaya çalışıyordu. Zor günler yaşıyordu. Bu yüzden her ihtiyaç duyduğun şeyi bulmak, bulduğun şeyi de üzeri fiyattan almak mümkün olmayabiliyordu. Planlama yapmak zorundaydık. Mesela birkaç kalem eşyayla beraber yastıklarımızı da bu ay almayabilirdik. Tarkan beylerde kalırken bizi misafir ettiklerinde kullanmış olduğumuz yastıkları kendilerinden emaneten isteyebilir yenisini aldıktan sonra onlara tekrar iade edebilirdik.
Düşündüğümüz gibi de oldu evlerine gittim kapıdan girmeden misafir yastıklarını kendilerinden istedim. Mütebbessim bir edayla içeri gitti getirdi. Tam iki ay sonra yeni yastıkları aldık ve kendilerine bu emanet yastıkları teslim ettik. Gene mütebbessim bir çehreyle bizi karşılayıp, kalabilirdi acelesi yoktu neden bu kadar çabuk getirdiniz dediler.

Bir zaman sonra bu arkadaşımın evinde aslında var olan toplam yastığın bize verdikleri bu iki yastıktan ibaret olduğunu öğrendim. Evlerine misafir gelince kendi yastıklarında yatırıyorlar kendileri birkaç gün yastıksız yatıyorlardı. Ama hiçbir misafir giderken bu yastıkları onlardan istemiyordu. Ama biz istemiştik, üstelik iki ay da geri vermemiştik. Bu iki ay yastıksız yatmışlar bizi kendilerine tercih etmişlerdi. Kolaylıkla bizimde yastığımız yok, siz geldiğinizde yattığınız yastıklar zaten bizimkilerdi diyebilir vermeyebilirlerdi ama oldukça rahat bir edayla isteyince vermiş getirince de aynı mütebessim çehreyle acelesi yoktu demişlerdi

Büyük şeyleri bir kalemde feda eden çok insan tanımıştım. Vermenin ne kadar önemli bir haslet olduğunu da onlardan öğrenmiştim. Bu ailenin fedakârlığı o bildiğim diğer insanlarınkinden farklıydı. Arkadaşlarımızın bizim adımıza feda ettikleri şey iki küçük yastıktan ibaretti. Ama onların o an ihtiyaç duydukları iki yastıktı. Benim nazarımda o pek çok şeyi feda eden diğer fedakâr insanlardan bu ailenin yaptığı fedakârlık daha önemsiz değildi. İhtiyaç duyduğu şeyi muhtaç olana kendisine lazım olduğu halde rahatlıkla verebiliyorlardı.

Bu yapılanın adı başkaydı. Yapılana fedakarlık, diğerkamlık, isar gibi pek çok güzel isim verilebilirdi. Ama İş adamıyla, öğretmeniyle yaşatmak için yaşayan bu insanlara terörist demek insaftan yoksun bir yakıştırma olacaktı

Arif Özutku
www.Turkokullari.net
Twitter: https://twitter.com/arifozutku

1560 izlenme

Yorum Yapın