Fas’tan Türkiye’ye bakmak!

Fas’tan Türkiye’ye bakmak!

V. Muhammed Tiyatro salonundan çıkarken, biraz da çocukların okuduğu Kaside-i Bürde’nin etkisinde içimden Necip Fazıl’ın şu mısraları geçiyordu: “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” Tam o sırada 70 yaşlarında bir zat kalabalıkta elimden tuttu ve “Seni burada görmek çok güzel.

Hanımla çok dua ediyoruz!” dedi. Bir yandan konuşuyor, diğer yandan ağlıyordu. Teşekkür ettikten sonra “Hayrola, niye ağlıyorsun?” diye sorunca “Oğlumuz Cezayir’de öğretmen. Festival’e geldik, onu, gelinimizi, torunlarımızı gördük. Yarın torunlarımızdan ayrılacağız diye ağlıyoruz. Yılda ancak bir kere görebiliyoruz!” İçimden “Ya Rabbim!” dedim; “Bu dünyanın dört bir köşesinde asgari şartlarda geçinerek hizmet veren bu çocuklar ve aileleri ne yüce ruhlu insanlar!”

Hiç beklemediğim halde, bana törene katılan Fas Sivil Toplum Kuruluşu Bakanı’na ödül vereceğim anons edildiğinde sahneye gidinceye kadar söyleyeceğim iki cümleyi düşündüm. “Ben dünyanın dört bucağında hizmet veren bu fedakâr abi ve ablaların çektiği sıkıntıları müşahede ederken kendimden utanıyorum” demek aklımdan geçti. Bunu söyledim!

Bu sene Rabat’ta 15 ülkeden öğrencinin katılımıyla gerçekleşen “Dil ve Kültür Festivali”ne katılmam bana iyi geldi. Belli ki cinnet hali geçirdiğimiz ülkenin bunaltıcı havasında “Sabır!” tesbihi çekerken Mustafa Ünal’ın “Fas’a gelir misin?” sorusuna tereddütsüz evet dedim. İyi ki “Evet!” demişim!

Çoğu kimse Türkçe Olimpiyatları’nın Türkiye’de yasaklanmasına üzülmüştür. Ben de üzüldüm ama şer gördüğümüz şeyde hayır da oluyor. Anadolu’dan dünyaya yayılan çocuklar küresel bir perspektif kazanıyor. Düşünebiliyor musunuz, 160’a yakın ülkedeki Türk okullarında görev yapan öğretmenler hizmet verdikleri ülkelerin dilini, geleneklerini, sosyo-politik sistemlerini gayet iyi tanıyor, yapılarına saygı gösteriyor, iyi insan yetiştirmeye çalışıyorlar. Okullar tabii ki hizmet verdikleri ülkelerin denetimi altında. 20 sene faaliyetine devam eden bir okulu siyasi gücünüzü kullanarak kapatın dediğinizde, o ülkenin yöneticileri sizi hiç ikna edici bulmuyor, sadece geçiştiriyorlar.

Fas hükümetinin Dil ve Kültür Festivali’ne en yüksek düzeyde iki bakan, milletvekili ve yetkiliyle katılması aynı zamanda Türkiye’ye nazikçe bir mesajdı! Irak Kürdistanı’ndan gelen bir arkadaşın anlattığı benzer şeyler: “Irak’ta 21 senedir faaliyetteyiz. IŞİD, Erbil’e girmek üzereyken herkes görev yerini terk etti, Türk okullarındaki öğretmenler izinde olmalarına rağmen okullarına döndüler. Bizzat Barzani ‘-Bu dikkatimizden kaçmadı, herkes bizi terk ederken siz bizi terk etmediniz’ dedi ve teşekkür etti. Her sene olduğu gibi bu sene de üst düzeydeki bürokratlar çocuklarını Türk okullarına vermek için bazen araya hatırlı adamlar koyuyorlar!” Kısaca dünyada kimse, bizimkilerin okulların kapatılması taleplerine itibar etmiyor.

Bu arada Arap dünyasının Türkiye’ye bakışını da yakinen öğrenmiş olduk. Özetle Araplar, Türkiye’nin bugün geldiği noktaya acıyorlar, üzülüyorlar ve içerliyorlar. Fas Adalet ve Kalkınma Partisi’nden 16 bölgeden sorumlu bir zat –ki aynı zamanda iyi bir akademisyen-, AK Parti’nin:

1) Yüz yıllık İslami bir mücadelenin mirasını heba ettiğini, güç ve zenginlik elde etme yolunda araçsallaştırdığını,

2) Dindarlık görüntüsünü ve retoriğini çokça kullanmasına rağmen, sağlam bir İslami temele sahip olmadığının açığa çıktığını,

3) Osmanlı’nın güzel hatırasını da ‘Yeni Osmanlıcılık’la gölge düşürdüğünü,

4) Meğer Arap âlemine, bölge üzerinde tahakküm kurmak kastıyla yaklaştığını, asıl niyetinin bir tür emperyalizm olduğunun anlaşıldığını,

5) El attığı her işi berbat ettiğini, Suriye’de iç savaş çıkartarak harabeye çevirdiğini,

6) Büyük umutlarla karşılanırken, bugün Türkiye’nin yalnız kaldığını, tecrid edildiğini,

7) Büyük bir bölgesel entegrasyon kurma imkânı varken, Türkler bunu kim bilir kaç sene öteye attığını söyledi. Özellikle hiç kimse AK Parti’yi Suriye politikasından dolayı affetmiyor, Mısır ve Libya’daki gelişmelerden sorumlu tutuyor. Suriyeli mülteciler Fas’a kadar gitmiş!

Bunları anlatırken hepimiz yutkunduk!

NOT: Bu arada 5 gün boyunca bizi sabırla gezdiren Enes Çelik’e çok teşekkür ederim.
Ali Bulaç
a.bulac@zaman.com.tr

27 Nisan 2015, Pazartesi
ZAMAN

1194 izlenme

Yorum Yapın