Muhacir öğretmenlere selam

Muhacir öğretmenlere selam

Fas’ta ikinci günümüzü Rabat’ta geçecek. Hem başkenti gezecek hem de 15 ülkeden gelen öğrenciler tarafından hazırlanan dil festivaline konuk olacağız. İki ayrı programı bir güne sığdıracağız. Bu yüzden Kazablanka’da ki okyanusun hemen yanı başında misafir olduğumuz otelimizden erkenden ayrılıyoruz. Faslılar çoktan kalkmış ve spor yapmaya başlamışlar bile.

Fas’ta resmi dil Arapça. Ama Fransızcayı, iş adamları ve yöneticiler çok iyi biliyorlar. Ayrıca ülkenin dağlık ve çöle yakın kısımlarında Amaziğce yani Berberi dili de konuşuluyor. Amaziğceyi konuşanlar Fransızcayı bilenlerden daha fazla. İspanya’ya yakın olan kıyı kesimi, İspanyolca’ da biliyor. Kültür olarak Fas Avrupa ve Afrika arasına sıkışması münasebetiyle zengin bir yapıya sahip. Sokakta hem geleneksel, hem modern tarz da giyinmiş insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. Genel itibarıyla Faslılar sakin insanlar. Kaldığımız süre esnasında sigara içen tek bir Fas vatandaşına rast gelmedim.

Fas’ta ki en yaygın ulaşım aracı tren. Halk trenle seyahat ettiği için otobanlar da yoğunluk yaşanmıyor. Bu sebeple Rabat’a yolculuğumuz kısa sürüyor. Atlantik kıyısına kurulmuş olan başkente çabucak ulaşıyoruz. Rabat’ta Sokaklar temiz ve yollar geniş. Ferah ve zengin görünümlü bir kent. Rehberimiz Rabat için Afrika’nın en modern başkenti diyor. Konum olarak oldukça merkezi bir yerde bulunuyor. Doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlıyor. Sanki bu özelliğine binaen başkent olarak seçilmiş gibi. Şehir içi ulaşımda ise ‘petit taksi’ ve ‘grand taksiler’ kullanılıyor. Petit taksilerin güzergahları belli yani bizim ülkemizdeki dolmuşlar gibiler.

Rabat’ta ilk ziyaret noktamız. 1999 yılına kadar krallık yapmış olan 2.Hasan’ın mezarı olacak. 2.Hasan’ın babası 5.Muhammed, ülkenin Fransızlara karşı bağımsızlığını kazanmasına vesile olan kişi. Türbede 2.Hasan ve babası 5. Muhammed mezarları birlikte yer alıyor. Türbenin tavan süslemeleri çok ihtişamlı. Tavan dekorasyonu bizzat altın işlemeler kullanılarak yapılmış. Dış kapıda saygı nöbeti tutan atlı nöbetçiler hayli ilginç. Böylesine ilk kez rastlıyorum. Muhafız Birliği nöbetlerini atın üstünde sabit bekleyerek tutuyorlar. Türbenin dâhil olmuş olduğu alanda bulunan tarihi sütunlar biz de daha çok bir ören yerini gezdiğiniz intibaını oluşturuyor.

Arkadaşlar, Atlas Okyanusu’nu selamlayan eski bir kaleyi ve kalenin içinde yer alan ilginç bir mahalleyi gezdireceklerini söylüyorlar. Mahalleye kısaca Kasbah diyorlarmış. Gerçekten de daracık sokakları ve beyaz ve mavi renklere boyanmış farklı kapıları ve duvarları ile mahalle orijinal bir yer. Turistler görünce hayran kaldıkları bu mahalleden ev de satın alıyorlarmış. Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan bu mahallenin son kısmı bir düzlüğe açılıyor. Denizcilere eskiden işaret vermek için kullanılan bu düzlükten Bou Regreg nehrinin, Atlas Okyanusu ile buluşmasını görmek mümkün. Manzara mükemmel, bir taraftan ırmak denize akıyor, öbür taraftan okyanus dalgaları kıyıya vuruyor. Aynı zamanda sahilde insanlar yürüyüp, çocuklar top oynuyorlar.

Vakit kaybetmeden dil festivalinin yapılacağı salona geçmek için bu güzel mahalleden ayrılıyoruz. Geç kalıp Türkiye’den gelen onca dostumuzla ayakta kalmak istemiyoruz. Organizasyona bizzat Fas Kültür ve STK Bakanlıkları destek oluyor. O günkü gazeteler, dünyanın bütün renklerini taşıyan bu çocukların yapacakları özel programa geniş yer vermişler.

Programın yapılacağı salonun önüne geldiğimizde erken gelme hususunda ne kadar isabetli karar vermiş olduğumuzu anlıyoruz. Salonun önünde büyük bir kalabalık kapıların açılması için bekliyor. Kalabalık beklerken sıkılmasın diye organizatörler tarafından halk sanatçıları getirilmiş. Kapının önünde beklemekte olan izleyicilere bu sanatçılar, yerel çalgı ve danslarıyla gösteri yapıyorlar.

Bekleyen bu mahşeri kalabalığı görünce gözlerim yaşarıyor. Fas’ın vefasına hayran kalmamak mümkün değil diye düşünüyorum. Kendi insanı tarafından ülkesinde yapılmasına izin verilmeyen bu organizasyona onlar kucak açmışlar. İki sene öncesine kadar Türkiye’nin neredeyse bütün şehirlerinde yapılan programlar, sırf birileri rahatsız oldu diye bugün gurbet yaşamakta.

İzdihamın yaşandığı salonun önünden geçip, içeri giriyoruz. Festivali takip adına gelenler sadece Türkiye’den misafirler değil. Ayrıca Amerika’dan İşadamı, siyasetçi ve Cezayir’den de kalabalık bir gazeteci, yazar grubu gelmiş. Toplamda 15 ülkenin iştirak ettiği festivalin önemini onlar kendi ülkelerinden fark etmişler. Programın açılışı Fas Milli Marşı ile yapılıyor. Marşın sözleri de, bestesi de ne kadar güzel. Fas Halkı, milli marşlarını büyük bir hevesle ve şevkle söylüyorlar.

İlk açılış konuşmasını Fas Türk Okullarının Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Aktaş bey yapıyor. Okulların yetiştirmiş olduğu bilimli öğrenciyle, cehalete savaş açmış olan kurumlar olduğunu ifade ediyor. Arkasından Fas Kültür Bakanına Muhammed Emin Sabihi ve STK’lardan sorumlu Bakan Habip Şubani’ye söz veriliyor Bakanların her ikisi de festivalin milletlerin kardeşliği için ifade etmiş olduğu mananın büyüklüğüne işarette bulunuyorlar. Bu tür etkinliklerin bugünün insanının en fazla ihtiyaç duyduğu dostluğa, sevgiye, barışa, karşılıklı ön yargıların aşılmasına önemli katkılar yapacağına inandıklarını söylüyorlar. Bu tespitler bu kurumlarda görev yapan öğretmenlerin hem insana hem dünya barışına yaptığı katkının ispatı niteliğinde.

Bakanların konuşmalarından sonra festival başlıyor. Programın spikerliğini Türkiye’den Ertuğrul Özkişi ve Fas’tan ise şov yıldızı Raşid Allali. Yapıyor. Bu iki tecrübeli sanatçıya Fas’taki Türk Okullarında okuyan bir kızımız hem Türkçe, hem Arapça olarak eşlik ediyor. Her biri birbirinden becerikli ve güzel eğitilmiş olan öğrenciler sırayla hünerlerini sergiliyorlar. Söylenen şarkılar başta Türkçe, Arapça, İngilizce olmak üzere pek çok lisanla dillendiriliyor. Azeri gencin çektiği Maraş uzun havası ve Tanzanya’dan gelen öğrencilerin sergilediği Muş Halk Oyunları biz Türkiye’den gelenlerden tam not alıyor. Türkiye’yi temsilen Mersin’den gelen 6.sınıf öğrencisi delikanlının Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’tan söylediği iki hareketli türkü salonu coşturuyor. Başta salondaki Türkler olmak üzere pek çok insan ayağa kalkıp, oynamaya başlıyorlar. Oturduğum yerden Amerika’dan gelen misafirlerinde bu güzel türküye bizim gibi oynamaya çalışarak eşlik ettiklerini görebiliyorum.

Bu festival tabi ki buz dağının görünen kısmı. Görünen kısmında okulların semereleri var. Türkiye sevdasıyla yoğrulmuş binlerce nitelikli genç. Ya görünmeyen kısmı? Görünmeyen kısmında bu okulları açanların ve çalıştıranların çektikleri sıkıntılar ve gerçekleştirdikleri mücadelelerden ibaret. Özellikle yaşadığımız şu zaman diliminde çok büyük sıkıntılar yaşayarak faaliyet gösteriyorlar. Ama bütün bu çetin imtihanlar kalitelerinden taviz verdirmediği gibi, onları çok daha seviyeli hala getirmiş gibi görünüyor.

Programın kapanış parçası bizim için büyük bir sürpriz oldu. “Yeni Bir Dünya” ezgisini festivale katılan öğrenciler hep birlikte Arapça olarak söylüyorlar. Çocukların bütün dünya çocuklarını temsilen söyledikleri bu güzel ezgi salondaki seyircileri ayağa kaldırmaya yetiyor. Ben de bu güzel salondaki bütün güzel insanlarla beraber ellerimi patlatırcasına bu çocukları ve ezgilerini alkışlıyorum. Aslında bütün bu alkışlar buz dağı hükmündeki bir hizmeti bütün bir insanlık adına fırsat haline getiren yiğitlere.

Muhacir öğretmenlerin hepsini saygıyla selamlıyorum ve her birine millet olarak teşekkürü bir borç biliyorum.
Arif Özutku
www.turkokullari.net
www.rehberaile.com
@arifozutku

Yorum Yapın