Türk Liseleri Dünyaya Medeniyet Dağıtıyor

Türk Liseleri Dünyaya Medeniyet Dağıtıyor

Başkent Rabat’ta nefeslerimizi tutarak izlediğimiz festivalin ardından tekrar Kazablanka’ya dönüyoruz. Akşam yemeğinde Muhammed Al Fatih Uluslararası Okulu’nun misafiri olacağız. Bu sene açılan okul, ana sınıfından lise son sınıfa kadar her düzeyde öğrenciye hitap ediyor. Ülkede Amerikalılardan sonra İngilizce eğitim yapmaya hak kazanmış tek kurum. Amerika bu hakkı devlet eliyle almışken, Muhammed Al Fatih ise bir STK olarak elde etmiş.

Okulun toplam öğrenci kapasitesi 1500 kişi. Fakat şu an daha yeni açılan bir kurum olması münasebetiyle mevcut öğrenci sayısı bu rakamın çok altında. Okul tam bir kompleks olarak inşa edilmiş. Kapalı spor salonu, halı sahası,500 kişilik amfisi,1000 kişilik yemekhanesi,150 kişilik yurdu var. Okulda Türk, Faslı ve Amerikalı hocalar birlikte ders veriyorlar. Organize ettikleri bu güzel festivalde uzaklardan gelip kendilerini yalnız bırakmayan gönül dostlarını okullarında ağırlamak istemişler. Muazzam bir menü hazırlamışlar. Önce karnımızı doyurup arkasından gönüllerimize hitap ettiler. Festivale katılan, ülke öğrencilerinin programlarından bir demeti bizlere tekrar sundular.

Vatanımızdan kilometrelerce uzakta böyle göz dolduran bir kurumla karşılaşmak bizleri mesrur ediyor. Ziyaret ettiğimiz her ülkede bu ve benzeri manzaralara aşina olsak da yapılan çalışmalar göğsümüzü kabartıyor. Söz konusu olan Fas da olsa, Almanya da olsa, Kamboçya da olsa fark etmiyor. Her ülke bu eğitim faaliyetlerini yürüten arkadaşlardan çok memnun olduğunu söyleyip, sizden daha fazla okul istiyoruz diye talepte bulunuyor. Peki, o zaman kendi kendimize şu soruyu sorup cevaplamamız gerekmiyor mu: Bu okullar görev yaptıkları ülkenin halkına ne veriyorlar?

Her ne kadar dünyanın 160 ayrı ülkesinde faaliyet gösterseler de okulların misyonları aynı. Bu okullar insanlığın en önemli ihtiyacını karşılıyorlar. Peki, dünyanın en önemli ihtiyacı nedir? Bu sorunun cevabı dünyanın her yerinde aynı: Nitelikli insan. Zira dünya milletleri sahip oldukları onca teknolojik ve bilimsel üstünlüğe rağmen nitelikli insan yetiştirme hususunda el yordamı ile yön bulabilecek seviyenin üzerine çıkabilmiş değiller. Nitelikli insanın tanımını yapacak olursak bu okulların yetiştirdiği insan tipine ne kadar büyük ihtiyaç duyulduğu daha iyi anlaşılır zannediyorum. Nitelikli insan: Sadece bilimsel düzeyde donanımlı ve sosyal ortamlarda bulunmaktan lezzet alan kişi değildir. Aynı zamanda anne baba, vatan millet, insan hatta Allah sevgisi ile dolu bir kalbe sahip olan, yıkıcı değil yapıcı vasıflarla donatılmış insandır.

mafschoolBu vasıflara sahip insanın yetişebilmesinin en önemli sırrı yukarıda ifade edilen olumlu vasıfları taşıyan eğitimcilere duyulan ihtiyaçtır. İbadet neşvesi ile ders vermeyen öğretmenlerin sahip oldukları eğitim kurumunun donanımı ve eğitim programı ne kadar güçlü olursa olsun tek başına netice vermez. Son yıllarda bütün dünyadaki durum bu minval üzeredir. Uzmanların ifade ettiği istatistikî rakamlara göre, eskiye nispetle daha tahsilli nesiller yetiştirdiğimiz halde gün geçtikçe suç işleme oranları ve zararlı alışkanlıkları kullanım artmakta, özellikle toplumun huzurunu bozma girişimlerinde önemli yükselişler yaşanmaktadır. Ahlâkî erdemleri yaşama hususunda oluşan yozlaşma milletleri çoktan savrulmanın eşiğine getirmiştir bile.

Türk Okulları Dünyaya Umut Oldu

Türk Okulları, görev yaptıkları 160 küsur ülkede bütün milletlerin ortak meselesi olan nitelikli insan ihtiyacını karşılayan kurumlar oldular. İnsanlar bu okullara evlatlarını yazdırırken sadece iyi seviyede dil öğrensin, teknoloji kullanımını bilsin, iyi üniversitelerde okusun diye değil aynı zamanda öğretmenlerinden anne baba sevgisinden tutun da insan sevgisine kadar pek çok değerli vasfı kazansın diye de düşünmektedirler. Bu okulların öğretmenlerinin en belirgin vasfı sevgi dolu bir kalbe sahip olmalarıdır. Zaten bu yüzden buralara kadar gelmişlerdir. Kalplerini dolduran bu güzel duyguyu çölde suya hasret kalmış misal insanların çorak gönüllerine boşaltmaktadırlar.

Medeniyet dediğiniz şey bir toplumun fabrika bacaları ve gökdelenler inşa etmesi demek değildir. Medeniyet, toplumun kendi fertlerini, birbirine zarar vermeyecek tam tersine ihtiyaç duyduğunda yardımcı olacak şekilde yetiştirmesi demektir. Bu açıdan meseleye baktığımızda Türk Okulları, yetiştirdiği nitelikli insanla hem içinde bulunduğu topluma hem de ortak dünya medeniyetine önemli katkılarda bulunmaktadır.

Kızıl Şehir: Marakeş

Fas’ta ki son uğrak yerimiz Marakeş oluyor. Marakeş özellikle Avrupalı turistlerin çok iyi bildiği bir şehir. Ülkenin ortasında, karlı Atlas Dağları’nın hemen eteğine kurulmuş olan bu bin yıllık şehre Avrupalılar kırmızı şehir adına vermişler. Zira Marakeş’te mevcut tüm yapılar kızıl tuğladan inşa edilmiş.

Şehrin girişinden itibaren karşılaştığınız hurma ağaçları ve faytonlar farklı bir coğrafyaya adım attığınız kanaatini oluşuyor. İlk etapta motorların ve motorlardaki bayan sürücülerin çokluğu dikkatimizi çekiyor. Marakeş diğer şehirlere göre çok daha düzenli ve temiz bir şehir. Kaldığımız kısa süre esnasında şehrin iki önemli noktasını gezebildik. Bu ziyaret merkezlerinden bir tanesi Faniler veya Kıyamet Meydanı adı verilen şehrin merkez alanı, ikincisi ise hemen bu alanın yanı başında bulunan tarihi Kutubiye Camisi.

Meydan ikindi saatlerinden sonra hareketlenmeye başlıyor. Akşam saatlerinde ise iğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalık hale geliyor. Meydan, yılan veya maymun terbiyecileri, açık hava restoranları, şarkı söyleyen veya tiyatro sergileyen halk sanatçıları, meyve suyu satıcıları ile dolu. Bütün bu özellikler size bir film setinde olduğunuz intibaını veriyor. Özellikle Avrupa’dan gelen pek çok turist meydanın müdavimi. Yaptıkları her etkinlik için bahşiş bekleyen bu insanlar bazen gezenleri bunaltacak hale gelebiliyor. Herhangi birisinin resmini çekmeye kalktığınızda size doğru uzatılan bir elle karşı karşıya kalıyorsunuz. Yanınıza yaklaşan bir çocuk bana bak diye seslenip, takla atarak hadi bana bahşiş ver diyerek elini uzatıyor.

12. yüzyılda inşa edilmiş olan Kutubiye Camii, Marakeş’in sembolü. Caminin bulunduğu alanda eskiden el yazması eserler satıldığı için camiye bu ismi vermişler. Kutubiye Camii 70 metrelik dikdörtgenler prizması şeklindeki minaresiyle dikkat çekiyor. Rivayete göre müezzinler ezan okumak için minareye bir binitle çıkarlarmış. Minaresinin her yüzündeki farklı işlemeleri ve iç mekân süslemeleri ile görülmeyi hak eden bir güzellik. Uzmanlar minberin işçiliğine ayrı bir önem atfediyorlar. Camii Avrupa’ya da ilham kaynağı olmuş. Sevilla’daki Giralda Katedrali gibi birçok eser ondan fikir alınarak inşa edilmiş. Camii akşam saatlerinde aydınlatıldığında daha da büyüleyici bir görünüm alıyor.

Fas’tan ayrılışımız bir hitam-ı misk kabilinde kıldığımız Cuma namazının akabinde oluyor. Fas camilerinin kendine özgü bir mimari tarzı var. O mimari tarzın dışında bir mimari yapıya izin verilmiyor. Ezanlar daha çok bir çağrı niteliğinde makamsız olarak okunuyor. Bu durum her vakitte başka bir makama aşina olan bizlere oldukça tuhaf geliyor. Halk camiye girince mutlaka tahiyyatül mescid namazı kılıyor. Oldukça uzun bir hutbenin ardından namazımızı kılıyoruz. Ayrılırken dualarımız kardeş ülke Fas için oluyor ve diyoruz ki: Allah bu güzel ülkenin bütün insanlarını Ukbe Bin Nafi’nin ruhaniyetine eş değerde insanlar eylesin.

Arif Özutku
www.turkokullari.net
www.rehberaile.com
@arifozutku

“Türk Liseleri Dünyaya Medeniyet Dağıtıyor” için 1 Yorum

Yorum Yapın