Hz. Erkam bin Erkam ve Şida Nine

Bosna Hersek’e yaptığımız kısa ziyarette, bu güzel ülkenin pek çok yönü itibariyle bir hikmet hazinesi olduğunu fark ederken, gözlerini gerekli ayara getirmiş olanlara kıymetli dersleri cömertçe sunduğuna da şahit oldum.

Hz. Erkam bin Erkam ve Şida Nine

Müminin en önemli hususiyetlerinden bir tanesi hikmetle bakan bir çift göze sahip olmasıdır. Bu gözler kişinin yaşanan hadiselere hikmet dolu nazarlarla bakmasını ve olaylardan çıkarılması gerekli dersleri kolaylıkla çıkarmasını sağlarlar. Bosna Hersek’e yaptığımız kısa ziyarette, bu güzel ülkenin pek çok yönü itibariyle bir hikmet hazinesi olduğunu fark ederken, gözlerini gerekli ayara getirmiş olanlara kıymetli dersleri cömertçe sunduğuna da şahit oldum.

İbret alıp kendimize çeki düzen vermemize sebep teşkil eden pek çok şey yaşanmış bu topraklarda. Allah, inayetini perdesiz bir şekilde açıktan indirmiş dost ve kardeş millet olan Boşnakların üzerine. Garbın afakını saran çelik zırhlı duvarın gücü yetmemiş iman dolu göğüsleri söndürmeye. Nemrud’u öldüren sinek misali küçük vesilelerle tuş olmuş insaftan yoksun Haçlı dünyası bu ecdad yadigarı ülkede.
Dağlara çıkıp şehri kuşatmışlar, halkı top ve tüfek ateşine tutup binaları kevgire döndürmüşler. Yetmemiş, abluka altına aldıkları Saraybosna’ya dört yıl kesinlikle hiçbir şeyin girmesine ve çıkmasına izin vermemişler. Tabiri caizse demirden pençeleriyle halkın boğazını sıkıp Avrupa’nın ortasında bir milleti yok etmeyi istemişler. İnsanları açlığa ve hastalığa mahkûm ederek soykırımın en alçakçasını yapmaya niyetlenmişler.

Milletinin çektiği acılarla şakakları zonklayan ‘bilge insan’ Aliya İzzet Begoviç bu hain planı dört ay dört günde kazdırdığı tünelle bozmuş. Ablukayı yer altından açtığı koridorla delmiş. Şehre silah ve ilaç tedarikini yerin üstünden değil altından yapmış. O gün umut, bugün müze olan o tüneli gezerken yapayalnız kalmış bir milletin bütün zorluklara rağmen nasıl varlık mücadelesi verdiğine yakından şahit oluyorsunuz.

Tünelin Saraybosna’ya giriş kısmındaki ev Şida Nine’nin. O dönem konumu münasebetiyle tünel kazmak için en uygun yer olduğu için evi kendisinden istendiğinde tereddüt geçirmeden ‘evim milletimindir’ demiş. Tünel kazılıp bittikten sonra tünelden geçen insanlara kapısında bekleyip elinde bardakla karşılayıp su ikram edermiş. O zaman 65 bugün 86 yaşında olan ninemiz hala hayatta. Tam bir Osmanlı annesi. Bundan birkaç sene önce müze haline getirilmiş eski evinde bekler gelen misafirlerle sohbet ederdi. Şimdi dizleri ağrıyor, gelemiyor dediler. Evini öğrenip biz gittik. O baş tacı edilesi pamuk ellerinden doyasıya öptük. Sürekli tebessüm ediyor, kendi elini öpen biz evlatları mesabesindeki gönül dostlarına o da muhabbetle sarılıyor.

İmanın ve fedakârlığın tecessüm etmiş hali olan annemiz bizi uğurlarken ayağa kalkıp uzun uzun el salladı. Onun samimi bir şekilde el sallarken sergilediği sıcaklık bir fotoğraf gibi zihnimde dondu kaldı. Karşımızda yaşayan bir isar abidesi vardı. Yaptığı fedakârlıkla kim bilir kaç askerin, kaç sivilin kaç çocuğun hayatını kurtarmıştı. Birden yüzyıllar öncesinde Hz Erkam bin Erkam’ı ve ismini bilemediğimiz muhterem eşinin Efendimiz ve İslam davası için göstermiş olduğu büyük fedakârlığı hatırladım. Ne kadar da iki hadise benzerlik gösteriyordu. Feda edilen her ikisinde de bir evdi ama kurtarılan koskoca bir milletti.

Hz Erkam ve eşi ilk Müslümanlardandır. Hz Erkam’ın ismi söylenince ilk akla gelen ‘evi’dir. Söz konusu ev o zamanlar; Kâbe’nin batısında, Safâ ile Merve arasında, Safâ tepesinin eteklerinde, hacıların hacc görevini yapmak için gelip geçtikleri en işlek yerdedir. O dönemde Müslümanların toplanabilmesi için ihtiyaç duyulan mekân olma adına kimsenin geleni gideni takip edemeyeceği bu ev yer olarak çok uygun bir pozisyondadır. Yeni evlenmiş ve eşiyle beraber yalnız yaşamaktadır. Hz Erkam, ilk müslümanların o sıkıntılı günlerinde Efendimiz kendisinden evini istediğinde “evim evindir Ya Resulullah”demiştir. Bu ev tam altı yıl boyunca içerisinde yapılan sohbetlerle pek çok insanın imanına vesile olmuştur. Hz Erkam’ın eşi de bu evde gelen gidene ikramda bulunmuş ve katiyetle yoğunluktan şikâyet etmemiştir. Bizzat , Peygamber Efendimizin de taşınıp bir müddet kaldığı bu ev tam manasıyla bir okul olmuş, İslam tarihinde önemli bir misyonu yerine getirmiştir.

Bugün ismi anıldığında dikkat kesildiğimiz ve çok sevdiğimiz insanlardan bir tanesidir Hz Erkam. Sevginin kontrolü sadece kendisine ait olan Allah onun pek çok fedakârlığı olsa da özellikle bu hususta sergilediği isara binaen onun adına gönüllerde büyük bir sevgi var etmiştir. Şida Nine de öyledir. Dünyanın pek çok yerinden özellikle Türkiye’den gelen misafirler onun kapısına koşmakta ve elini öpmek için sıraya girmektedirler. Bütün bunlar Allah’ın gönüllere Şida Nine için nakşettiği sevginin tezahürü değil de nedir?
Allah yolunda yapılan küçücük fedakârlıklar yerine göre bir ümmetin ya da bir milletin kurtuluşuna vesile olmaktadır. Hz Erkam ve Şida nine de olduğu gibi. “Dine hizmet yolunda ihtiyaç olan malım, senin yolunundur Allah’ım.” diyebilenlere ne mutlu. Zira onlar hem bu dünyada hem de ahirette sürekli hatırlanacak ve hep hürmetle yad olunacaklardır.

Arif Özutku
www.turkokullari.net
www.rehberaile.com
@arifozutku

Yorum Yapın