Darağaçları Kimin İçin Kuruluyor?

Darağaçları Kimin İçin Kuruluyor?

2002 yazının sıcak günleriydi. TBMM’de görüşülen idam cezasının kaldırılması yasa tasarısı ile havalar sanki daha bir ısınmıştı. Her ne kadar tasarının muhatapları milletvekilleri de olsa, halkımız her vesileyle bu mevzu hakkında bir şeyler konuşmayı arzu ediyordu. Neredeyse bu mevzu bir araya gelinen bütün meclislerin birinci sohbet konusu halini almıştı. Bizler de öğretmen arkadaşlarla zümre çalışmaları yapmak için toplanmıştık. Toplandığımız salonda arkadaşlardan bir tanesi benim konuyla alakalı fikrimi almak istedi. ‘’Hocam sen ne diyorsun bu konuda? İdam kalksa mı iyi olur yoksa kalkmasa mı?’’ diye bana sordu. Ben biraz da latife olsun diye fakat ciddiyetle arkadaşımın yüzüne bakarak: ‘’Hocam mutlaka kalkmalı zira bir gün döner bu kanunla bizi asarlar’’ dedim.

Daha cümlemi bitirmemiştim ki içinde bulunduğumuz salonda büyük bir kahkaha koptu. Yarı şaka verdiğim bu cevap arkadaşlara çok komik gelmişti. Bugün söylense bu sözlere zannediyorum kimse gülmez. Ama o gün bu sözler koca bir salonu dakikalarca güldürecek kadar nükteli kabul edilebiliyordu. O konuşmayı bugün hatırlayan arkadaşlar var mıdır bilemiyorum. Eğer varsa herhalde bana, hocam keramet gösterdiniz, nereden biliyordunuz diyeceklerdir. Neden mi?

Dün sarayda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın muhtarlarla görüşmesi vardı. Seçim öncesinden alışık olduğumuz bu tabloya seçim sonrasında ilk kez şahit oluyorduk. Bir nevi devletin tamamından sorumlu olan insanla, en küçük biriminden sorumlu olan insanların buluşmasıydı bu görüşme. Bir araya gelmeleri bizim için de ehemmiyet arz ediyordu. Zira bu buluşmada millete hizmet etmek için o makamlarda bulunan bu insanların üzerinde duracakları ortak gündemleri pek tabi olacaktı.
Muhtar Bağırdı, Erdoğan Gülümsedi, Salon Alkışladı.

Ama görüşme oldukça tuhaf seyrediyordu. Önce devletin en büyüğü, en küçük birimi temsil eden muhtarlardan muhbirlik yapmasını istedi. Arkasından kimlerin ihbar edileceğini ifade adına sözde paralel yapı ismini verdiği grubu eleştirmeye başlamıştı ki garip bir şey oldu. Muhtarlardan biri sözünü kesme cesareti gösterdi. Cumhurbaşkanı konuşurken sözünü kesebilecek kadar saygıdan mahrum bu zevat bağırarak “Sayın Cumhurbaşkanım idam kanununun çıkması lazım” diye salonda gürledi. Hayret, başka zaman olsa zılgıtın en büyüğünü yiyecek olan bu saygısıza Erdoğan sadece gülümsüyordu. Salon gülümsemesinden cesaret almış olmalı ki bir anda bu tuhaflığı alkışlayarak tabloyu daha katmerli bir hale getirmekten çekinmedi.

Yaşananlar tam da ‘ananı öpen kadıysa’ türünden şeyler ama ben meselenin o kısmına hiç girmeyeceğim. Benim üzerinde duracağım husus demokrasi iddiasında olan bir devletin en yetkilisinin bulunduğu ortamda yaşananlar. Demokratik toplumlardan hiç birinde bir örneğine rastlanmayacak bu tablo çok yanlış ve ürkütücü. Neresini eleştireceğimi bilemiyorum. Hukukun üstünlüğü iddiasının olduğu bir toplumda yargısız infaz yapılamayacağı kısmını mı yoksa milletine hizmetle mükellef insanların kanunsuz şekilde muhbirlik yapmasının suç olmasını mı veya benim gibi düşünmeyenleri gerekirse biz asarız harici mantığına sahip olan insanlara sen nasıl konuşuyorsun, ağzını topla, burası muz cumhuriyeti mi demek yerine tebessüm edilmesini ve alkışlanmasını mı? Ben bu koca bütünün tamamına bakıyor ama içinde tutup çıkaracak tek bir doğru bulamıyorum.

Ama bütün o salonu dolduranlara küçük bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Madem asacaksınız bari darağaçlarını düzgün yapın. Hiç olmazsa yaptığınız şeylerin içinde o doğru olsun.

Biliyorsunuz, adı üzerinde paralel olanı yere dik kurduğunuz darağaçlarında asamazsınız!

Arif Özutku
www.arifozutku.com
@arifozutku

Yorum Yapın