Bak Sen Şu Emirhan Abinin Yaptığına

Bak Sen Şu Emirhan Abinin Yaptığına

2004 yılı haziranıydı. Kazakistan’ın en büyük şehri Almatı’da yer almakta olan Almatı Kazak-Türk Erkek Lisesi’ne okul müdürü olarak yeni tayin edilmiştim. Öğretmen arkadaşlarımız okulumuzun bulunduğu semtin isminden ilham alarak okulumuza kısaca Aksay derlerdi.

Aksay Türkçemizde “Beyaz Vadi” anlamına gelmekteydi. Aslında bu tabir öğretmenlerimizin temiz niyetleriyle gelmiş oldukları dost ve kardeş ülke Kazakistan’da yaptıkları eğitim faaliyetlerinin mahiyetini çok güzel ifade ediyordu.
Okulumuz Kazakistan’daki merkez okul olma hüviyetine sahipti. Diğer liselerimizde görev yapmakta olan öğretmenlerimizin pek çok branş etkinlikleri okulumuzda gerçekleştirilirdi. Kazak okulları bile birçok yerel faaliyeti bizimle beraber organize etmek isterlerdi. Öğrenci sayımız Kazakistan’daki diğer Türk liselerine göre biraz daha fazlaydı. Öğrencilerimizin tamamı erkekti ve bu öğrencilerin ağırlıklı kısmı okulumuzda yatılı olarak kalmaktaydı. Öğrencilerimiz özellikle Almatı içerisinde yaşamakta olan elit tabakanın bizlere teslim ettikleri evlatlarıydı. Kısacası okulun bütün personeli öğretmeninden belletmenine oradan personeline kadar bu yükü kaldırabilme adına olağanüstü gayret sarf etmek zorundaydı.

Öğretmen arkadaşlarımız günün ilk saatlerinden itibaren okuldaki yerlerini alırdı. Her biri kendi derslerini en iyi şekilde verdikten sonra okulun sağlıklı işleyişi adına evlerine gitmez, okulda kalır ve idarecilerine ders dışı çalışmalarda yardımcı olurlardı. Dersler bitince ek dersler verirler, kendi aralarında zümreler yaparlardı. Akşam saatlerinde ise etütleri kontrol edip, sık sık veli ziyaretinde bulunurlardı.

Tamamı erkek olan ve pek çoğu yatılı okuyan bu öğrencilerin dersler bittikten sonra sorumluluklarını belletmenlerimiz yüklenirdi. Belletmenlerimiz önceden okulumuzda öğrencilik yapmış şimdi ise üniversitede okuyan eski mezunlarımızdı. Yaşları küçük ama ruhları çok büyük olan bu çocuklar hayatlarının baharında emsalleriyle kıyaslanmayacak kadar büyük bir ciddiyetle insana hizmet etmenin hazzını yaşamaktaydılar.

Belletmen arkadaşlarımız akşam etüt yaparken sınıfta öğretmen arkadaşlarımızla beraber bulunur, ders çalışırken öğrencilere yardımcı olurlardı. Çocuklarla beraber aynı masada yemek yer, onlarla oyun oynar, sosyal etkinlikleri beraber icra ederlerdi. Akşam öğrencileri yatmaları gereken saatte yatırır, sabah öğrencileri sabah etüdüne kaldırır arkasından beraber kahvaltı yaparlardı. Ders dinlemek için sınıfa girene kadar çocuklara yatakhanede kelimenin tam manasıyla abilik yaparlardı. Pek çok ahlaki meziyeti bizzat yaşayarak kendilerine örnek olurlardı. Öğrencilerimizde belletmenlerimize Türkçe ‘Abi’ diye hitap ederlerdi. Biz öğretmenler de kendimizden küçük olan bu fedakârlık abidesi delikanlılara hitap ederken isminin hemen arkasında onlara bu misyonlarını hatırlatma adına sanki soy ismini söyler gibi ‘Abi’ derdik. Yestay Abi , Marat Abi gibi.

Kendimizden küçük bu insanlara ‘Abi’ diye hitap ederken genel kullanılan akrabalık ifade eden manasıyla değil de aslında bilinmeyen ama özünde var olan bir diğer manasıyla yani insana hizmet sevdalısı insan şekliyle bu tabiri kullanırdık. Abi bizde yaşatmak için yaşayan adam demekti Belletmenlerimiz kullanmış olduğumuz bu hitabın içini doldurur misyon olarak tam manasıyla bir abi olurlardı.

Her biri Kazak olan bu civanmert belletmenlerimizle haftada bir okul müdürü olarak bir araya gelirdim. Branşım psikoloji olması münasebetiyle öğrenci davranışları hakkında kendilerine seminerler verir ve yatakhanede yaşanan problemlerle alakalı görüşmeler yapardım. Öğrencilere en üst seviyede hizmet verme azminde olan bu çocuklar beni dikkatle dinler, hemen hemen her şeyi sorar, not eder ve öğrendiklerini hayata geçirme adına büyük bir istek duyarlardı.

Bu delikanlıların ortaya koydukları fedakârlığın karşılığını ödemek mümkün değildi. İnsanların parayla bile yapmayacağı zor işlere bu diğerkâm abiler sırf milletlerine hizmet etmek düşüncesiyle şevkle yapmaktaydılar. Bu gayretler davranışlar öğrencilerin anne babaları tarafından da takdirle karşılanır, belletmenlerimizin fedakârlıkları onların da dikkatlerinden kaçmazdı. İlk tanıştıklarında bunlar çok genç acaba benim çocuğuma gerekli ilgiyi gösterebilecek mi diye düşünen veliler zamanla ‘Çocuğumuzun belletmen abisine hayranım, bu ne azim, bu ne gayret. Onu aileden biri olarak kabul ediyoruz’ derlerdi.
Belletmenlerimizle mutat görüşmelerimizi yaptığımız günlerden bir tanesinde bana şöyle bir soru sordular. ”Hocam öğrencilerimizin velileri okul ziyaretlerinde çocuğumla ilgileniyorsun diyerek bir kısım hediyeler getirip vermek istiyor. Bu durum karşısında tavrımız ne olmalı?” Onların bu sorusu beni şaşırtmamıştı. Zira öğretmen arkadaşlarımız da benzer durumlarla karşı karşı kalıyor onlar da aynı şeyi bizden soruyorlardı.

Öğretmenlerimize de izah ettiğim şekilde bu durum karşısında alınması gereken tutumu onlara anlattım. Bizler yapmış olduğumuz insanlık hizmetine mukabil bu tip karşılıklar kesinlikle almıyoruz dedim. Daha iyi anlaşılabilsin diye de Asr-ı saadette yaşanmış olan zekât toplayan memurun Efendimiz (sav) ile aralarında geçen görüşmeyi onlara naklettim. Malumunuz zekât memuru olarak çevreye gönderdiği İbni Lutbiyye adlı bir memurun Medine’ye dönüşünde, “Bunlar zekât, bunlar da bana verilen hediye.” demesini Efendimiz (sav) kabullenmiyor. Bu olay üzerine irad buyurduğu hutbede, “Ben onu bir işe tayin ediyorum. Sonra bana gelip ‘Şu sizindir bu da bana verilen hediye’ diyor. Annesinin babasının evinde otursaydı o hediye ona verilir miydi?” diye hem onu hem bütün dinleyenleri ikaz ediyordu.

Şaşırmışlardı zira Kazaklar hediyeleşmeyi çok seven insanlardı. Sürekli birbirlerine hediyeler verir ve bu hediyeler belli kıymetlere haiz olurdu. Demek onlar bu hediyeleri alamayacaktı. İnsana hizmet mevzu bu kadar basit değerlerle kirletilmeyecek kadar ulvi kalacaktı. Verdiğim dersten anlaşılması gereken maksat anlaşılmış, çıkarmaları gereken sonucu bu zeki çocuklar hemen çıkarmışlardı.

Aradan kısa bir süre geçmişti. Yurt müdürümüz benimle orijinal bulduğunu düşündüğü bir hadiseyi paylaşmak istedi. Belletmenlerimizden Emirhan Abi’ye öğrenci velilerinden bir tanesi son sistem pahalı bir bilgisayarı getirip hediye etmek istemiş. Ama o kesinlikle olmaz biz çocuklarınıza hizmet verirken böyle karşılıklara tevessül etmiyoruz demiş. Veli ‘Okuldaki idarecilerden çekiniyorsan ben kimseye söylemem merak etme sen daha fazlasını hak ediyorsun bu sana az bile dese de bilgisayarı kabul ettirememiş. Sonra yurt müdürümüze gelip çok şaşırdım zaten ben bu çocukların faziletli insanlar olduğunu biliyordum ama bu kadarını tahmin etmiyordum. Üniversite öğrencisi gencecik bir delikanlıya bin dolarlık bilgisayar hediye ediyorum geri çeviriyor. Siz bu insanları nasıl bu kadar erdemli yetiştiriyorsunuz?’ diyerek teşekkür etmiş.

Anlatılanları duyunca bu civanmert belletmen arkadaşlarımız gözümde bir kat daha büyüdü. İçimden gelecek nesil içerisinde yetiştirdiğimiz bu erdemli insanlar Kazakistan adına ne kadar önemli bir misyonun temsilcisi olacaklar diye geçirmekten kendimi alamadım. O zaman bir kere daha bütün dünya milletlerinin Türk Liselerine olan düşkünlüğünün ve yeni liselerin açılması adına yaptıkları ısrarlı talebinin sırrını kavramış oldum. Bizden sonraki nesillerin ‘İyi ki siz buralara kadar geldiniz ve bu çocukları böyle güzel bir şekilde ülkemizde yetiştirdiniz sizlere çok teşekkür ediyoruz.’ dediklerini gıyaben duyar gibi oldum.

Arif Özutku
www.arifozutku.com
twitter: @arifozutku

Yorum Yapın