Boşnak İmam Efendi’den İbretlik Dersler

Boşnak İmam Efendi’den İbretlik Dersler

İki sene öncesine kadar yaptığımız bütün programlara ve tertip ettiğimiz gezilere katılan bir arkadaşın sosyal paylaşım sitelerinde Hocaefendi’nin resmini yayınlayıp altına iliştirdiği bu adama itibar edenler beni takip etmesinler şeklindeki ibaresini görünce ziyadesiyle üzüldüm. Bir ablamızın da yakın bir arkadaşının kendisini her gördüğü yerde hepinizi tutuklayacaklar diyerek sataşmaya çalıştığını anlatmasıyla rüzgâra kapılıp ne dediğini bilmeyen eski dostların sayısının azımsanmayacak seviyelere ulaştığını fark etmiş oldum.

Yukarıda örnek verdiğim kişiler çok iyi tanıdığımız ve değer verdiğimiz arkadaşlardı. Öyle ki pek çok sosyal sorumluluk projesine destek olmuş, yurt dışı gezilerimize katılarak, o coğrafyada açılmış olan Türk Okulları’nı gezerken hayranlıklarını ifade etmekten geri durmamışlardı. Bugün Hizmet Hareketi’ni linç etmeye çalışan zihniyete sempati duydukları bir gerçekti. Ama isnat edilen suçlamaların doğru olmadığını bilecek kadar Gönüllüler Hareketini yakından tanıyan insanlardı.

Onların sergiledikleri bu ikilem Bosna Hersek’e gittiğimizde görev yaptığı camisinde görüştüğümüz bir İmam Efendinin anlattıklarını bana hatırlattı. Camiyi ziyarete gittiğimizde vakit namazı çoktan kılınmıştı. Ama namazı kıldırdıktan sonra camisini terk etmeyen Boşnak imam ziyarete gelen misafirleriyle ilgilenmekteydi. Bizi görünce mütebessim bir çehreyle koşarak yanımıza geldi. Türkçe hoşgeldiniz kardeşlerim dedikten sonra savaşta yaşanmış olan insanlık dramından bizlere kısaca bahsetti ve şunları anlattı:

Dört sene boyunca insanlık tarihinin gördüğü en büyük katliamlardan bir tanesini yaşadık. Müslüman olmaktan başka suçu olmayan Boşnak halkına uygulanan zulmün bir benzerini dünyada göstermek mümkün değil. Kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden soykırıma tabi tutulduk. Cinayetleri işleyen insanların arasında Sırbistan’dan gelen paralı askerler de vardı, Avrupa’dan gelip ücret karşılığı insan avına çıkanlar da. Ama en çok bizi üzen kendi komşularımız oldu. Beraber yıllarca aynı mahallede oturduğumuz, sevincimizi ve hüznümüzü paylaştığımız komşularımızdan en büyük darbeleri yedik. Savaş çıktığında sanki öncesinde hiçbir hukukumuz yokmuş gibi bizlere saldırdılar. Dağlardan atılan toplarla şehirde yerini çok iyi bildikleri cami ve pazaryeri gibi stratejik noktaları hedef aldılar. Mesela 69 kişinin öldüğü 144 kişinin yaralandığı meşhur pazar yeri katliamı bizzat Saraybosna’lı Sırpların marifetiydi.

İmam Efendi’nin oldukça hisli bir şekilde anlattığı bu hadisenin tam manasıyla ne ifade ettiğini anlamak için Hizmet Hareketi’ne tenkil uygulandığı dönemi idrak etmek gerekiyormuş. Bu dönemde de tenkil yani kökten kazıma hadisesini gerçekleştirmek isteyen insanların içerisinde para karşılığı yazıp, konuşan kiralık insanlar da var, Ergenekon zihniyetinde olup bu işi tamamen haz duygusuyla yapmaya çalışan tipler de. Ama hiç birisi öncesinde beraber oturup kalktığımız, gezip konuştuğumuz, birlikte namaz kıldığımız insanların yaptıkları kadar bizlere ağır gelmiyor.

İmam Efendi’nin anlattıkları sadece bu kadarla sınırlı değil. Sözlerinin birinci kısmı vefasız dostların çıkarması gereken derslerle doluyken, ikinci kısmı ise Hizmet Erlerine çok şey anlatıyor. Biz sözü çok uzatmayıp almamız gereken dersler adına İmam Efendi’yi dinleyelim.

Bosna’da yaşanana savaş demek aslında doğru değildir. Savaş birbirine yakın kuvvette olan iki güç arasında olur. Mücadele, ellerinde eski Yugoslav ordusunun tüm imkânlarını bulunduran Sırplarla, öncesinde silah nedir bilmeyen Boşnaklar arasında geçiyordu. Yani yaşanan aslında tam bir katliamdı. Bu kadar insaftan yoksun bir mücadele içerisindeyken ben kendi kendime sordum. Ben bir İmam olarak ne yapabilirim dedim. Avrupa’da ve Türkiye’de yakınlarım vardı. Onların yanına kaçıp gidebilirdim. Ama dinler üzerinden devam eden bu savaşta benim bu sorumsuzluğum milletime çok şey kaybettirirdi. Yapmam gereken şey ait olduğum yerde durmak ve sıkıntının yaşanmadığı günlerde yaptığım şeylerin aynısını yapmaktı.

Camime gelip ezanları okumalı, namazları kıldırmalıydım. Böyle olunca halkımın moral motivasyonunu yüksek tutmuş olacaktım. Savaşta bizzat camilerin ve müezzinlerin hedef alındığını biliyordum. Ama bu beni yıldırmadı. Minareye çıktım ezanları okudum. Ezan okunurken kafamın sağından solundan kaç kere Sırp keskin nişancılarının attığı mermiler geçti ama durmadım. İki defa camime top mermisi isabet etti, namazları cemaatle kıldırmaktan korkmadım.

Bugün o zor günler mazide kaldı. Bize soykırım uygulamaya çalışan insanların zalimliği bütün dünya tarafından tescillendi. Boşnak halkının mazlumiyetini ise duymayan kalmadı. Şimdi ne yapıyorsunuz diye soracak olursanız gene aynı şeyi yapıyorum. Ezan okuyup, camimde namazları kıldırıyorum. Ama bunu yaparken bugün burada sizin veya camime gelen diğer insanların yüzüne bakabiliyorum. Eğer o gün üstüme düşeni yapmasaydım, bugün kimsenin suratına bakacak yüzüm olmayacaktı.

Ne diyelim hocam bu güzel sözlerin üstüne.
Allah var, gam yok.

ARİF ÖZUTKU
http://www.arifozutku.com/
23 Kas 2015

1085 izlenme

Yorum Yapın