Ebu Cehil Tam Bir Algı Ustasıydı

Ebu Cehil Tam Bir Algı Ustasıydı

Efendimiz (sav) Mekke’de doğmuş ve büyümüş bir insandı. O dönemin Mekke’si yaklaşık on bin insanın yaşadığı dolayısıyla herkesin birbirini yakinen tanıdığı bir şehirdi.

Efendiler Efendisi (sav) gözler önünde bir hayat sürmüş, sahip olduğu güzel ahlakla herkesin sevgisini kazanmayı başarmıştır.

Peygamber olana kadar tek bir düşmanı yoktur.

Mekke ahalisi Efendimiz (sav) gibi bir insana hemşehri olmayı şeref bilir. Ona ‘El Emin’ diye hitap eder, medar-ı iftiharımız diye kendisiyle övünürler.

Efendimiz (sav) ne zaman nübüvvet vazifesiyle müşerref olur, kendi başına yaşadığı güzelliklere insanları çağırmaya başlar, o anda birden Mekke kendisine düşman kesilir.

Onunla övünen akraba, komşu ve arkadaşları kendisine sırt çevirirler. Bu şehirde analar bu kadar kötü bir evlat doğurmuş değildir diyerek söylenirler.

MEZİYETLER ZAMANLA SUÇ OLABİLİYOR

Mekke, güzel ahlakı kendisi yaşayana ses etmiyorken hatta takdir ederken, aynı ahlakı diğer insanlara öğretmeyi suç kabul eder.

Herkesin güzel ahlaka sahip olduğu bir şehirde kurdukları menfaat şebekeleriyle hedefledikleri rantı elde edemeyeceklerinin farkındadırlar.

Bu endişelerini açıktan ifade etmekten çekinmezler. Ebu Süfyan’ın hanımı Hind böyle giderse seneye işleri yapacak köle bulamayacağız, kendimiz yapmak zorunda kalacağız der.

Efendimizin (sav) mesajlarının halk içerisinde karşılık buluyor olması endişelerini bir kat daha artırır.
Bir an önce bir şeyler yapıp Efendimiz (sav) ile halk arasına engeller koymayı planlarlar.

Ama o ana kadar el üstünde tuttukları yere göğe sığdıramadıkları bir insanı halkın nazarında mahkûm etmek kolay olmayacaktır.

Bizzat ona düşmanlık edenler ‘El Emin’ olduğuna şehadet etmiş, davetine katılmış kendisinden her mecliste sitayişle bahsetmişlerdir.

Şimdi öyle bir şeyle itham etmelidirler ki hem öncesinde kendisine duydukları saygının izahı olsun hem de mucizelerine rağmen halkı ondan uzak tutmayı sağlayabilsinler.

Çok uzun sürmez, küfrün babası Ebu Cehil makamının hakkını verip herkesten önce bir fikir geliştirir.
Mekke’nin parlamentosu hükmünde olan Darul Nedve’de yaptığı heyecanlı konuşmada Efendimiz’i (sav) bundan sonra sihirbaz diye etiketleyeceklerini söyler.

Sihirbaz tek bir kelimedir ama çok farklı anlamlara gelmektedir.

Birincisi kendisine meyl etmiş olmalarını onun sihirbazlığıyla izah edeceklerdir. Zira bir sihirbaz kolaylıkla yaptığı sihirle onları aldatmış olabilir.

İkincisi sergilediği mucizeleri sihirle açıklamak mümkün olacaktır.

Üçüncüsü insanlar bir sihirbazdan korkar ve onunla bir arada olmak istemezler.

Ama en önemlisi Efendimiz’i (sav) sihir yapmakla itham edince O’na ve ashabına yapacakları zulme gerekçe bulmuş olacaklardır.

İşte bu yapılan tam manasıyla bir algı operasyonudur. Hakikate yalan urbası giydirerek gerçeğin ta kendisini gizlemeye çalışmaktadırlar.

Planlanan operasyon tutar. Efendimiz (sav) Mekke sokaklarından bir tanesinin başında belirince insanlar diğer sokaklara kaçarlar.

Onun haykırmış olduğu hakikatlere ve sergilemiş olduğu mucizelere bir sihirbazın marifeti olarak bakarlar ve almaları gereken dersi almazlar.

O’na ve ashabına yapılan akıl almaz zulümlere sessiz kalırlar. Bir kısmı da hak ediyorlar müstahaklar der.

Ebu Cehil, Efendimiz ’in (sav) döneminin algı operasyonlarının planlayıcısıdır. Zira onun güneşi doğduğunda bizim karanlığımız yok olur diye en çok korkan odur.

IŞIK GELİP KARANLIĞI BOĞACAK

Tarih tekerrürden ibarettir. Geçmişte sahnelenen oyunlar günümüzde de aynen oynanıyor.
Oynanan oyunların tek farkı oyuncuların ve söylemlerin farklılığı. Mantık geçmiş ile birebir aynı.
Bugün de 170 ülkede doğruyu ve güzeli mayalayan insanlara benzer operasyonlar düzenleniyor.
Başta Hocaefendi olmak üzere Hizmet Camiası’nın fertlerine akıl almaz etiketler vuruluyor.
Onların ışığı bizim karanlığımızı boğacak diye endişe eden insanlar bu aydınlık çehrelere tutarsız ithamlarda bulunuyorlar.

Bu topraklarda doğmuş büyümüş, kendisini yakinen tanıdıkları Hocaefendi’ye ve arkadaşlarına akıllara zarar bir şekilde dış mihrakların ajanları bunlar diyebiliyorlar.

İthamlarının Ebu Cehil’in ithamlarından farkı yok. Dış mihrakların ajanı dediğimizde önceki beraberliklerimizi izah etmiş oluruz, bütün programlarına katıldık, mikrofonu elimize alıp kendisinden her vesileyle sitayişle bahsettik diyorlar.

Halkı büyük güçlere sırtını dayamış olduklarına inandırabilirsek bizi aldatabilecek güce sahip olduklarını da ispat etmiş oluruz diye düşünüyorlar.

Ulusal ve uluslararası muvaffakiyetlerini yardım aldıkları dış güçlerle izah ederiz diye hesap ediyorlar.
Halkı kendilerine kin besleterek uzak tutmayı da ancak bu ithamla başarırız. Ajan diye nitelendirilen insanlarla halk aynı karede görünmek istemez diyorlar.

Gene en önemlisi ajan yaftasından sonra başta Hocaefendi olmak üzere her birine sergilediğimiz zulmü halk nezdinde mantıklı hale getireceğiz diye ümit ediyorlar.

Hizmet Camiası bu ithamları ve yapılanları hak etmiyor. Ama yapılanlar onları doğru bildikleri yoldan alıkoyamıyor.

Zira onlar kendilerine Efendiler Efendisi’ni örnek alıyorlar. O bunları yaşamışsa bizim yaşamamız da gayet normal diyorlar.

Efendimize algı operasyonları yapanlara cevap niteliğinde inen Yunus suresi 2. ayet onlarında can simidi oluyor.

Gelin şimdi son sözü Kur’an’a bırakalım ve algı operasyonlarını darmadağın eden ayeti kerimeyi okuyalım.

“İçlerinden bir adama: -İnsanları uyar, iman edenlere Rab’leri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele! diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler bu yüzden mi ona: -Bu açıkça bir sihirbazdır, dediler?”

ARİF ÖZUTKU
http://www.arifozutku.com/

Yorum Yapın