Keçinin Başı Olacağına, Koyunun Kuyruğu Ol

Keçinin Başı Olacağına, Koyunun Kuyruğu Ol

1991 ‘de Sovyetlerin dağılması dünyanın yeni bir döneme girdiğinin işaret fişeğiydi. Çok az insanın hesap ettiği bu gelişme soğuk savaşı sonlandırmış, bizlere de dost ve kardeş pek çok cumhuriyetle kültürel ve ekonomik alanda işbirliği sağlama imkânı sunmuştu.

Beş Türki cumhuriyetin ve Tacikistan’ın bağımsız bir devlet haline gelmesi bütün İslam âlemini heyecanlandıracak kadar büyük bir gelişmeydi. Başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasının aydınları bu cumhuriyetlerin liderlerini yakından tanımaya ve gelecekte Asya’nın parlayan yıldızının hangisi olacağını tahmin etmeye çalışıyorlardı.

Aslında hangi devletin diğerlerinin önüne geçeceğini öngörmek zor bir iş değildi. Zira bağımsızlığın hemen sonrasında Azerbaycan ve Tacikistan karışmış, iç savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardı.
Geriye kalan alternatiflerden Kırgızistan, kaynakları kısıtlı küçük bir ülkeydi. Türkmenistan ise tercih ettiği kendi nevi şahıslarına münhasır bir yönetim yapısıyla baştan yarışa hiç girmemeyi tercih etmişti.
Asya’nın yıldızı olma yarışı Kazakistan ve Özbekistan arasında gerçekleşecekti. Bu yarışta Özbekistan’ın avantajları daha çoktu. Zira tarihinde ilk defa bağımsız olmuyordu. Devlet tecrübesi vardı. Öncesinde coğrafyasında köklü medeniyetler kurulmuştu.

Rusya ve Çin gibi iki dünya devine sınırı yoktu. Ülke nüfusu kalabalıktı ama toprakları küçüktü. Nüfusun çokluğu ve ülkenin küçüklüğü üretim adına iyiye işaretti. Halkının arasında Ruslar neredeyse yok denecek kadar azdı. Özbekler çok çalışkan ve üretken insanlardı. Üstelik Sovyetler Birliği döneminde yaşanan asimilasyondan fazla etkilenmemişlerdi. Dini ve milli değerlere olan saygıları üst seviyedeydi. Dolayısıyla milli bir devlet yapısı oluşturmak zor olmayacaktı. Bu sayılan meziyetlerin neredeyse hiç biri Kazakistan’da yoktu.

Ülkenin ekonomik imkânları kendi kendilerine yetebilecek durumdaydı. Özbekistan pamuk, altın, uranyum ve doğal gaz zenginiydi. Böyle bir ülkenin, halkına demokratça muamele edecek bir devlet başkanın liderliğinde kısa bir sürede Orta Asya’nın merkezine oturması kaçınılmaz gibi görünüyordu.
1999’a kadar ülkesini güzel yöneten Kerimov’un Özbekistan’ında büyüme emareleri kendisini göstermeye başlamıştı. Yabancı sermayenin Orta Asya’daki yönü tartışmasız Özbekistan’dı. Ama ne olduysa 1999’dan sonra oldu. O Kerimov gitti yerine zorba Kerimov geldi. Ülkesini hızla faşizme götürdü.
İki binli yıllara geldiğimizde artık Kerimov’un uygulamaları Sovyetler dönemini aratmıyordu. Zamanla ismi, hayranı olduğu Stalin’le birlikte anılmaya başlandı. Ülke de milliyetçi ve muhafazakâr zümre hedef tahtasına oturtuldu. Kendi halkına kan kusturdu. Sovyetlerden sonra Özbek halkı bizzat kendi insanından zulüm görür olmuştu.

Yabancı sermaye derhal ülkeyi terk etti. Bir kısmına da usulsüzce el konuldu. Ülke her geçen gün fakirleşti Bugün Özbek halkı maalesef civar cumhuriyetlerde ve Rusya’da ucuz insan gücü kaynağından başka bir mana ifade etmiyor.

Ülkede eğitim ve sağlık hizmetleri bağımsızlık öncesi dönemlerden bile geride. Bugün Özbeklerden okuyayım bir makama geleyim düşüncesinde olan bir insan bulmak güç. Ülkedeki erkek nüfus ekmek parasını kazanabilmek için evini terk edip Rusya ve Kazakistan’da çalışıyor.

Yarışı ülkesini demokratça yönetmeye çalışan Nazarbayev’in Kazakistan’ı kazandı. Bugün Kazakistan eski Sovyet cumhuriyetleri arasında Rusya’dan sonraki en büyük güç. Kerimov’un ise adı ülkesinde ve dünyada zorbalıkla anılıyor. Antidemokratik uygulamaları yüzünden kızı bile kendisinden nefret ediyor. Kızı bugün kapatıldığı evinden bütün dünyaya babasının zulmünü haykırıyor.

Aslında bugün ülkemizde yaşananlarla bundan on, on beş sene kadar önce Özbekistan’da yaşananlar birbirine çok benziyor. Stalin’in kötü bir kopyası olan Kerimov’un yaptıkları ile AKP’nin uygulamaları çok benzeşiyor. Biz de AKP’nin önderliğinde her geçen gün yönetim olarak faşizme yaklaşıyoruz.
Kerimov’un komünist ahlaktan gelen insanlar içerisinden hukuksuzluğuna destek verecek yardımcılar bulması mümkün. Ama enteresandır AKP’nin devlet geleneği ve hukuku olan Türkiye’de bunca hukuksuzluğu icra edecek bürokratları bulabiliyor olması oldukça düşündürücü.

Kerimov’un zulmünü kızı bile haykırmaktan çekinmezken, ülkemde yaşanan her türlü hukuksuzluğa ses çıkarmayan bürokratlara ve aydınlarda ayrı bir ironi. Onlara ders olur düşüncesiyle kötü bir olayda ön sıralarda yer almaktansa, iyi bir olayda arka sıralarda yer almak daha iyidir manasına gelen bir Özbek atasözünü son söz olarak yazmak istiyorum.

Keçinin başı olmaktansa, koyunun kuyruğu olmak daha iyidir.
İnanın daha iyidir.

ARİF ÖZUTKU
http://www.arifozutku.com/

Yorum Yapın