Somali’deki şehit öğretmenler ve bir sır…

Somali’deki şehit öğretmenler ve bir sır…

Mart ayının ilk haftasıydı…
Doğu Afrika’daki ülkelerden birinde Türk Okulları genel müdürü olarak görev yapan arkadaşla sohbet ederken, o ana kadar gittiğim ülkelerdeki gözlemimden yola çıkarak kendisine şunları söyledim;
“Gittiğim her ülkede Türk Okullarında görev yapan arkadaşları bulundukları ülkelerde çalışmaktan oldukça memnun gördüm. O kadar ki, hangi ülkeye gitsem ve -ömrünüzün son nefesine kadar burada kalmak ister misiniz?- diye sorsam, keşke hep burada kalsak cevabını aldım…” dedim.
Genel Müdür olan arkadaş bu gözlemime ilginç bir şekilde cevap verdi ve şunları söyledi;
“Değerli Hocam, bu dediğiniz aslında buradaki çalışma arkadaşlarımla paylaşmadığım bir sırrımdır. Komşu ülkelerde görev yapan arkadaşları da sıklıkla ziyarete gidiyorum. Gittiğim her yerde arkadaşları bulundukları yerde çalışmaktan öyle mutlu görüyorum ki, keşke hep burada kalsak diyorlar. Herkes çalıştığı ülkenin HİZMET açısından en güzel olduğu düşüncesinde. Bu gözlemimi kendi çalışma arkadaşlarımla paylaşmadım ki, diğer ülkelerde durum acaba nasıl diye düşünmeden buradaki görevlerine odaklanmayı sürdürsünler istedim…”
Arkadaş daha sonra çarpıcı bir örnek de verdi ve şunları söyledi;


“En son Somali’ye gittim. Arkadaşlar şartları o kadar zor bir ülkede görev yapıyorlar ki, buna rağmen inanılmaz derecede mutlular… İstiyorlar ki, hep orada kalsınlar ve Somali halkına ömürlerinin sonuna kadar HİZMET etmeyi sürdürsünler…”
Gidip bizzat görmesem ve başkasından dinlesem, Genel Müdür arkadaşın tespitini “o kadar da değildir” şeklinde düşünebilirdim.
Gittiğim bir başka ülkede, davetleri üzerine evlerinde eşimle birlikte kahve içtiğimiz bir öğretmen arkadaş daha sonra bizi aracıyla kaldığımız yere bırakırken, “hocam size bir itirafta bulunayım mı?” dedi ve şunları söyledi;
“İnsanların hepsi bir olmaz bilirsiniz… Allah affetsin, gittiğim hiçbir ülkeye başlangıçta isteyerek gitmedim… Hani uçak aprona yaklaşınca yolcular insin diye kapıları açıp merdiven dayarlar ya… Daha dışarıya ilk adımımı atıp da o ülkenin havasını içime çektiğimde gittiğim ülkeleri sevdim. Adeta aşık oldum. Kendimdeki bu hale ben de şaşırıyorum ama, ne yalan söyleyeyim, işin gerçeği de bu dedi…”
Arka koltukta oturan eşim bunları duyunca, öğretmen arkadaşın eşinin de kocasındaki bu hale şaşırdığını kendisine söylediğini aktardı.
Yurt dışında Türk Okullarının ilk açıldığı dönemlerde eğitim gönüllüsü arkadaşlar pek çok ülkede inanılmaz ölçüde sıkıntılarla karşılaşmışlar. Her bir arkadaşın hikayesi, gişeleri yıkan sinematografik bir hikaye olur.


Nostaljik bir unsur olarak yıllar sonra bunları anlatırken bile, o anları yaşıyor gibi oluyorlar.
Yaptığım ziyaretler ve çok sayıda eğitim gönüllüsüyle görüştükten sonra edindiğim en önemli izlenim şu oldu; SIKINTILARI anlatıyorlar ama yaşadıklarından dolayı asla ŞİKAYETÇİ OLMUYORLAR.
Halinden şikayet eden hiç kimseye denk gelmedim.
Sıkıntı çekmek ayrı, bundan yana şikayetçi olmamak ayrı.
Kendini bu kadar aşmış insan örneklerine, insanlık tarihi kaç kez şahit olmuştur, doğrusu bilemiyorum.
Pek çok ülkeyi kapsayan son aylardaki seyahatimin ardından, ilerleyen günlerde bu gözlemlerimi sizlerle paylaşmayı düşünüyordum.
Fakat geçen hafta Çarşamba akşamı, Fas’taki Dil ve Kültür Festivali’nin hemen bitiminde Somali’den aldığımızacı bir haber, Somali’de görev yaparken TERÖR saldırısı nedeniyle hayatlarını kaybeden eğitim gönüllülerini, BİR FATİHALIK da olsa çok da gecikmeden burada anmayı vicdani bir gereklilik kıldı.
Sayın Fethullah Gülen elim hadise üzerine yayınladığı taziye mesajında;
“Kalbleri bir melek kalbi gibi saf ve duru, dilleri de iç derinliklerinin sadık birer tercümanı olduğuna inandığım öğretmen kardeşlerim Hıdır Çalka ve Kemale İsmailov ile beraber Somalili İsa Hacı, Amr Omar Salim ve Mohamed Ahmed Arale Beyefendilere Cenâb-ı Erhamurrahimin’den rahmet diliyorum. Onları ötede vuslat gölgesiyle serinletmesini, özel konuklarına gösterdiği iltifatı göstermesini ve bütün bu lütuflarını hoşnutluğuyla taçlandırmasını niyaz ediyorum” ifadelerine yer vermişti.
Mekanları cennet olsun…
Rabbim bizleri şefaatlerine nail eylesin inşaAllah.
Son olarak şunları da ekleyeyim.
İnsan seyahatleri sırasında neler öğreniyor.
Bakın şu kulis bilgilerini bir hafta içinde edindim.
Ankara’daki siyasi aktörün geçen ay Batı Afrika ülkelerine yaptığı ziyaret sırasında, ülkenin devlet başkanı oradaki Türk Okulları yöneticilerini de ŞEREF KONUĞU olarak yemeğe davet eder.
Daveti alan Türk Okulu yetkilileri, böyle bir daveti almaktan onur duyduklarını, gelen konukların kendilerine yönelik tavrının dünyaca malum olduğunu, kendilerinden kaynaklı bir sıkıntı oluşturmak istemediklerinden, uygun görürlerse katılamayabileyeceklerini ifade edince, ülkenin devlet başkanı, SİZ SADECE BENİM KONUĞUM DEĞİL, AYNI ZAMANDA BU DAVETİN DE EV SAHİPLERİNDEN SAYILIRSINIZ. Misafir isterse gelmeyebilir, ama ev sahibinin illa ki orada olması gerekir” der ve kendilerini ısrarla davet eder.
Ankaralı siyasetçi geldiğinde korumaları ve elçilik görevlileri duruma müdahale etmek isteseler de, devlet başkanı ONLAR BENİM MİSAFİRİM der ve buna fırsat vermez.
Şunu da dün Washington’da, Beyaz Saray önünde karşılaştığım orada yaşayan bir ajansın muhabirinden öğrendim.
Malum, BROOKLYN INSTITUTE’deki konuşma öncesinde bazı gazeteciler GÜÇ ve ZORBALIK yöntemleriyle salondan atılmak istenmişti. Olayın yakından tanığı olan ajans muhabiri dedi ki, Amerikan gizli servisinin elemanları dışişleri mensuplarına, eğer bu şiddete son vermezlerse, programın iptalinin söz konusu olabileceğini kendilerine söylediler. Bunu duydum. Nitekim Dışişleri yetkilileri bu durumu korumalara iletince, olay sakinleşti.
Sözü uzatmayayım.
Son bir kaç yıldır yaşadıklarımız henüz çok sıcak olduğu için, pek çok kimse TARİHİN EN ÖNEMLİ SÜRECİNDEN geçtiğimizin farkında değil.
Sadece Türk Tarihinin değil, insanlık tarihinin en önemli kırılmalarından biri yaşanıyor. İnanın, sonunda kazanan sadece Türkiye değil, tüm insanlık olacak.
Şu an çalıştığım bir üniversite yok ama, fikrimi soran öğrencilere, doktora tez konusu olarak çok sayıda başlık önerdim. Bu yönde yurt dışında da çok sayıda çalışma sürdüğünü biliyorum. Bu HUKUKSUZLUK SÜRECİNİN tüm aktörlerine, tüm insanlığa ibret-i alem olsun diye TARİHE GEÇME ŞANSI vereceğiz.
Ta ki tekrarlanmasın…
Tarihe nasıl geçmek istedikleri de elbetteki kendi takdirleri.
Bilim insanlarına düşen olanı analiz etmek ve çok boyutlu anlamaya çalışmaktır.

Osman ÖZSOY
Osman ÖZSOY
yazaramesaj@gmail.com
04 Nisan 2016

Prof. Dr. Osman ÖZSOY – RotaHaber
www.osmanozsoy.com.tr
yazaramesaj@gmail.com
www.twitter.com/ozsoyyazilar

681 izlenme

Yorum Yapın