ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLME – 2

Ölüm mekan değiştirmek, vücut değiştirerek daha mükemmel hayat mertebesine ulaşmaktır. Üçgen, üçgen kaldığın müddet dikdörtgen olamaz. Dikdörtgen olmak için üçgün olmaktan vazgeçmesi lazım. Tohum tohum olarak kaldıgı müddet ağaç olamaz. Agaç olabilmesi için tohum olmaktan vaz geçmelidir. Yumurta, yumurta olarak kaldığı müddet kuş olamaz. Kuş olabilmesi için yumurtalıktan vazgeçmelidir. Kuşun hayatı için yumurta kabugu ile gezmek işkence olur. Allah rahmeti ile kabugu bıraktırıyor. İnsan Dünya hayatından vaz geçmedem, ölüp cesedi terketmeden, ahiret hayatını kazanamaz. Cennete girmenin şartlarından biride ölmektir. Bize göre ölüm, öteler için bir doğum diriliştir.

Ölümü biz dünya değiştirme diye biliriz. Doğrudur. Doğumda bir dünya değiştirmedir,ama “ana rahmi”denen gayb’dan bakınca aslında ölümdür.Sağlıklı bir mantıkla düşündüğümüzde,her ölümün sonunda daha mükemmel bir hayat mertebesine geçiş olduğunu görürüz.

Mesela; Kalemi ve kağıdı parçalayalım. Parçaları toprağa gömelim. Çürümeye başlarlar. Bu onların ölümüdür. Kalem ve kağıt toprakta çürüyüp dağılırken, vücudundaki elementler bitkilerin vücuduna geçip, bitkisel hayat mertebesine yükselmiş olurlar. Demirin ölümü onun toprakta çürüyüp görünüşte yok olmasıdır. Fakat çürüyüp topraga karışan demir atomları bitkisel hayat mertebesine çıkmış oluyor.…Tüm eşya için aynı kural geçerlidir. Görüldüğü gibi cansız maddeler ölünce, kendilerine göre daha mükemmel hayat mertebesi olan, bitkisel hayat mertebesine yükseliyor.

Bazı madenlerin ateşte yakılarak öldürülmeleri daha mükemmel hayat mertebesine çıkmalarına
(doğuşlarına) sebep olur. Toprak(Silisyum) 1800 cc derecede pişirilip öldürülürken daha mükemmel bir hayat mertebesine çıkar ve cam, kristal ahize olarak daha mükemmel doğar. İnsanların evlerine girer. En güzel yerlerde muhafaza edilir kıymet verilir.

Toprağa atılan incir tohumu, çürüyüp ölüp dağılırken,toprak yeni bir hayata gebedir, İncir agacının hayatı başlamış oluyor. Tohuma göre daha mükemmel olan, bitkisel hayat mertebesine çıkar. Önce fidan sonrada ağaç olur. Tüm tohumlar için aynı kural geçerlidir.
Bitkisel hayat mertebesindeki otları hayvanlar yerler. Otlar ölmüş olurlar. Hayvanın vücuduna hücre olur, et, kemik olup hayat bulurlar. Bitkisel hayat mertebesinden hayvansal hayat mertebesine yükselmiş olurlar.
Yumurtalar kuluçkaya konur. Yumurtanın kırılıp parçalanması yumurtanın ölümüdür. Yumurtanın ölümü civcivin hayatının başlangıcıdır. Kuma gömülen yumurtalar parçalanıp ölürken, kaplumbağanın veya timsahın hayatının başlangıcı oluyor. Yani yumurta ölürken kendisine göre daha mükemmel
hayat mertebesine çıkmış oluyor.

Koyunun kesilmesi koyunun ölümü demektir. Parçalayı,ateşte pişirilip insane yedirelim. Bu kadar ölümden sonra, insan vücudunda protein olup, hücre olup, hayat bulacak. Koyun,hayvansal hayat
mertebesinden insanlık hayat mertebesine yükselmiş oluyor. ….

Baştan beri verdiğimiz örnekleri şöyle bir toparlarsak;Tahta parçası, kağıt ve tohumlar ölünce, bitkisel hayat mertebesine yükselirse, yumurtalar vefat ederken hayvansal hayat mertebesine çıkarlarsa, hayvanlar ölünce “insanlık” hayat mertebesine yükselirse, yaratılanların en mükemmeli olan insan, vefat edince “aklen ve mantıken “daha mükemmel bir hayat mertebesine geçmesi gerekmezmi?

Toprağa atılan çekirdeğin veya yumurtanın havaya, suya, ısıya, ışıga ihtiyacı var. Onlar bu ihtiyaçlarını Dünya da karşılayabiliyorlar. Onun için toprağa gömünce bu dünyaya geliyorlar.

Halbuki insanın fıtratına baktığınız zaman, İnsanın ihtiyaçları; İnsanlar genç kalmak istiyorlar. Saçları
nın beyazlamasını, dökülmesini istemiyorlar. İhtiyarlamak istemiyor. Ölmek istemiyor, ebedi yaşamak istiyorlar. Bu dünyada insanın bu ihtiyaçları karşılanamıyor. Toprağa atılan insan bu ihtiyaçlarını karşılayabileceği ahiret âlemine gidiyor. Ahirette insanlar genç kalacaklar. Saçları beyazlamayacak, dökülmeyecek. İhtiyarlamayacak ve ölmeyecek….

Kategori: Köşe Yazıları

993 izlenme

Yorum Yapın