| Hicretin çocukları |
|
|
|
Hâlbuki onların şirin mi şirin dillerinden, hayatlarının ilk yıllarına damgasını vuran yolculuklarının destansı hatıralarını dinlemek ne kadar güzel olurdu. Hicretin mukaddes bir göç olduğunu, ulvî mânâlar taşıdığını, yüksek mefkûrelerle donatıldığını insanlık tarihindeki örnekleri bize göstermiştir. Hicret; Hz. İbrahim (as), Hz. Lût (as), Hz. Musa (as) ve Hz. İsa (as) gibi yüce kâmetler tarafından başlatılan, sonra da İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sas) yürüyüp gittiği ve kıyamete kadar da açık bıraktığı aydınlık yoldur. Dünyada yüce gâyelere gönül verenler olduğu sürece devam edecek olan bu aydınlık yola baş koyanların çocuklarının hicreti, bazen rahm-i mâderde veya kundakta iken; bazen de yeni yeni adım atmaya başladıkları dönemde başlar. Hicret Burcu’nun en saf ve parlak halkası olan, çevrelerine hep sevgi mırıldanan, sinelere sevgiden tahtlar kuran çocukların bu önemli yolculuklarında, her ne kadar ulvî gâyeler, yüce idealler olmasa da, bu kervanda yer alışları mühimdir. On beş günlük bir bebeğin karakışın ortasında, ilk Balkanlar seyahatine çıkarken; ailesinin en nâdide hislerine, bütün saflığıyla iştirak edişine şahit olmak, onun minik dünyasında, bütün dünyalara bedel yüce mânâların adım adım tüllenişini okumak veya gözlerini yabancı bir ülkede dünyaya açan, mis kokulu, nur topu gibi bir bebeğin gözleri kamaştıran simâsında, murakabeye dalıp gitmek ne güzel bir şeydir. Bugün dünyanın birçok yerinde nur topu gibi bebekler doğuyor ve Hicret Burcu’nun tutkunları gün geçtikçe çoğalıyor… Haritadaki yerini dahi iyi bilmediğiniz bir ülkenin, ikinci Türk bebeğinin, yedi sekiz yıl sonra, bir başka ülkede, doğum yerine olan hasretini gözlerimiz dolu dolu dinliyoruz. Bugün, Kafkas İlköğretim Okulu üçüncü sınıf öğrencisi olan Hâki, Çuvaşistan’ın Çubuksarı şehrinde doğan ikinci Türk çocuğu… Onun, kendi lisanından dinlediğim o diyarlara ait mâsum hasretini, billur sevgisini dile getirmek, kaleme dökmek o kadar zor ki… O, şimdi, Çuvaşistan’daki günlerini, fotoğraflarıyla hatırlayıp, minik hatıralarının gölgesinde hasretini dindiriyor. Hâki’nin üç yaşındaki kardeşi Esat, Kazan; bir buçuk yaşındaki diğer kardeşi Ümit Cem ise, Bakü doğumlu… Bugün, ata yadigârı topraklarda, adı duyulmamış birçok aile, bu tabloyu yaşıyor ve her biri, başka bir ülkenin kimliğini taşıyan çocuklarının Anadolu’dan uzaklarda boy verişine şâhit oluyor. Ata yurdu, Giray, Hazar, Aybeniz, Gülçehre isimleriyle şenlendiren yuvaları geleceğe dâir nice ak hayaller süslüyor. Bugün, dillerin büyüleyen dünyasında, birkaç dille yaşayan çocuklar, çığ gibi büyüyor ve diyaloğun en güzel meyvelerini veriyorlar. Bugün, dünyanın beş kıtasında, hep bir ağızdan millî marşlar seslendiriliyor; sevgi türküleri söyleniyor. Okul törenleri, mezuniyet şölenleri, bir zamanlar akla hayale gelmeyen manzaralarla dolup taşıyor; böylece, cihana, en güzel hoşgörü mesajları yayılıyor… Bugün, yağmur yüklü bulutlar gibi, sevinç olup, ümit olup, beş kıtaya şakır şakır boşalıyor minik sevgi kahramanları… Çiçek çiçek açıp, meyve veriyorlar başaklar misâli… Bugün, dünya coğrafyası, onların ikliminde bir dantelâ gibi yeniden örülüyor. Dünyanın dört bir yanında, ışık ve sulh adacıklarının minik mimarları doğmaya, büyümeye devam ediyor… Hicret… Ne hoş, ne ulvî… Hicretin çocukları… Ulvî gâyelerin tohumları, ümit tomurcukları, mukaddes göç yolcuları… Güzel dilimizin en güzel münâdileri; zengin kültürümüzün en dinç hâmileri; aslımızın en parlak âyineleri… Yüce dağlarla boy ölçüşen gurbet yolcuları, gözleri ufuklarda hicret kuşları... Muştular olsun, geleceğin sönmeyen ışığına, batmayan güneşine gönül vermiş bu rengârenk sevgi çiçeklerine! Seher Durmaz |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
|