| Özlemin bir ucunda Nijerya diğer ucunda İstanbul var |
|
|
|
Yabancı kimdir? Nijeryalı Cemile ya da komşusu Hacera mıdır? Yoksa Cemile'nin kızı Zeynep, Hacera'nın torunu Hafsa mıdır? Bizim de Cemile'miz, Hacer'imiz, Zeynep'imiz, Hafsa'mız olduğuna göre, 'yabancı' onlar değildir. Kimdir o zaman? Kimse kim, bize ne! Biz, Nijerya'nın bir şehrinde, hem Cemile'nin hem de Hacera'nın evine misafir olmuşuz, yiyip içip söyleşmişiz, dertleriyle dertlenmişiz. Sonra İstanbul'a dönüp Cemile'nin kızı Zeynep'i ve Hacera'nın torunu Hafsa'yı bulmuşuz. Onlara biraz anne kokusu, memleket havası taşımışız, Nijerya'da bıraktıkları Türk öğretmenlerin adını anıp duygulanmışız. Uzak dediğin nedir? Hikâye, Nijerya'da başladığına göre Cemile ile Hacera'yı tanıtalım önce. Cemile; ince, dal gibi bir kadın. Ölçülü ve zarif tavırlarıyla daha ilk günden gönlümüzü fethediyor. Bütün Afrikalı kadınlar gibi renklerle barışık; bir gün eflatuna bürünüyor, bir gün fıstık yeşiline. Yolu bir gün Türk kolejine düşmeseydi, caddede salınarak yürüyen diğer Afrikalı kadınlardan ayırt edemeyecektik onu. Biyoloji bölümünü bitirip üç yıl da mastır yaptığını hiç bilemeyecektik. Peki, bir devlet okulunda biyoloji öğretmenliği yapıyorken Türk kolejine neden uğramış olabilir? Niyeti; biricik kızını bu okula kaydettirmek... Bütün aile, önceki gece saat tam üçü gösteriyorken uyandı, gece namazları kılındı, Zeynep'in hayırlı bir okula gitmesi için dualar edildi ve sabahleyin Zeynep, "Hangi okula gitmek istiyorsun?" sorusuna "Türk okulu" cevabını verdi. Cemile Hanım'ın yolu işte bu yüzden Türk okuluna düştü; ama burada önce veli, sonra öğretmen, hatta müdür yardımcısı olacağını henüz bilmiyor. Bilmiyordu diyelim; çünkü anlattığımız, yedi yıl önceye ait bir hatıra. Cemile, o gün bugündür Türk kolejinde okuyan kızların hem öğretmeni, hem idarecisi hem de annesi... Ya Zeynep? Dualarla, istiharelerle seçtiği okuldan mezun olup üniversite okumak için İstanbul'a uçtu bile.
Annesi biraz hüzünlü, kızından ayrılalı henüz iki buçuk ay olmuş, kalabalık belediye otobüslerinde hayal ediyor onu, evden okula servisle gidip gelen 'kuzusu' şimdi bir keşmekeşin içinde mi? İstanbul'a dönünce göreceğiz, Zeynep iyi mi? Hâli keyfi yerinde mi? Ama şimdi, onca yol gelmişken, Hacera Hanım'a da bir uğrayalım. Nijerya komşu kapısı değil ya! Bir daha ya geliriz ya gelmeyiz. Kaduna şehrindeyiz yine, bakımlı bir semtte, yüksek duvarlarla çevrili müstakil bir evin önündeyiz. Kapıyı erkek hizmetçilerden biri açıyor, ördeklerin gezindiği, mor begonvilli yeşil bir bahçeye ve oradan da yüksek tavanlı loş bir salona alınıyoruz. Tavana yakın küçük pencereler dışında, ev bildiğimiz evlerden biri; koltuk takımı, orta sehpası, halı, vitrin, televizyon, her Müslüman evinde görebileceğimiz besmele levhası... Çay servisini bir erkek hizmetçinin yapıyor olması bizim için alışılmadık; onlar için sıradan. Sehpanın etrafını çeviriyoruz nihayet, sallama çay, bisküvi eşliğinde bir sohbetin eşiğindeyiz. Gözümüz ev sahibemizde, bu güngörmüş kadın konuşacak ve önümüzde Afrika'yla ilgili bir kapı daha açılacak. Hacera Rahile Muhammed, İngiltere'de siyaset bilimi okumuş, ülkesine dönüp 30 yıl boyunca üniversite hocalığı yapmış ve emeklilik yıllarını İslamî konferanslar vererek değerlendirmiş bir kadın. Türkleri ilk, Londra'da okurken, helal yemek için uğradığı Türk restoranlarında tanımış. Okulda da arkadaşları olunca Türk tarihini araştırma ihtiyacı duymuş ve Osmanlı Devleti'nin ihtişamlı geçmişi karşısında gözleri kamaşmış. En çok da Bosnalıların Osmanlı sayesinde İslam'la tanışmış olmasından etkilenmiş. Nijerya devlet okullarında Osmanlı tarihi anlatıldığını duyunca soruyoruz: "Nasıl anlatılıyor Osmanlı? Sömürgeci mi, fetihçi mi gösteriliyor?" "İyi anlatılıyor." diyor Hacera, "Birleştiren, toparlayan yönü öne çıkarılıyor." Hacera, Kaduna'daki Türk kolejinin okul aile birliği başkanlığını yapıyor şimdi. O da, torunu Hafsa'yı bu okuldan mezun edip İstanbul'a yollamış. Bir dönem ülkede tek alternatifin İngiliz okulları olduğu ve Nijeryalı Müslümanların Hıristiyan olur korkusuyla çocuklarını okula göndermediği düşünülürse, gelinen noktanın ehemmiyeti daha iyi anlaşılır. Şimdi İstanbul'a dönelim ve Zeynep ile Hafsa bu koca şehirde ne yapıyor görelim. Zeynep, Beşiktaş'ta oturuyor ve Mecidiyeköy'de bir Türkçe kursuna devam ediyor. Niyeti Hacettepe Üniversitesi'nde tıp eğitimi almak; ama Ankara'da deniz olmadığını duyunca vazgeçer gibi oluyor, Cerrahpaşa ya da Çapa'ya şimdiden göz kırpmaya başladı bile. Hafsa ise, Beykent Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde okuyor ve Osmanlı eserleri arasında olduğu için kendini talihli sayıyor. Kızların ikisi de buradaki Türkleri tıpkı Nijerya'daki öğretmenleri gibi yardımsever bulmuşlar. Sokakta birilerinin onları gösterip şaşkınlıkla; "Bak, siyah!" demesinden de zannedildiği kadar rahatsız olmuyorlarmış. "Biz farklıyız, şaşırmaları normal. Kötü niyetli olduklarını zannetmiyoruz, hatta tepkilerini bazen komik buluyoruz." diyor Hafsa. Ama tuhaf sorular bazen yıldırabiliyormuş onları. Kimileri Afrika deyince, belgesellerde gördüğü ilkel kabileleri hatırladığından, "Sizin orada kıyafet var mı?" diye soruyormuş. "Nijerya'da din var mı?" diyenler ayıp ediyor da, "Tuvalet var mı?" diye soranlara ne demeli! Yorgun olmadıklarında ciddiyetle cevap veriyorlarmış her birine; ama bazen de 'evet, hayır' la geçiştiriyorlarmış.
***
Hacera iki torunuyla birlikte. Mutluluk fotoğrafının tek eksiği büyük torun Hafsa. O da okulu bitirip dönecek ve anneannesi gibi akademisyen olacak.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
|
Yorumlar
Biz kuluçka makinesi üretiyoruz . Nijerya dan talep ediyorlar . Nijerya daki alıcılarla irtabata geçmek için oradaki okullarla irtibat kurmak istiyorum . Selamlar
Süleyman Kızıklıoğlu
Nijeryada irtibata geçebileceğim birinin telefon ve adresini verirseniz memnun olurum. Nijeryadan bilgi edinmek istiyorum. Ben Medinede yaşıyorum. Acilen bilgi verirseniz memnun olurum. Selamlar