Köşe Yazıları
Göçmen Kuşlar | Göçmen Kuşlar |
|
|
|
Buluşamazdık daha doğrusu. Şimdi, o yakınmaların, bir duaya dönüşüp kabul olunduğunu görüyoruz. Duaların kabulünün de bir zamanı var. Türkçe Olimpiyatları, bu ülkede kim bilir kimlerin kabul olmuş duası... Birkaç yıldır derinden derine gelişti, büyüdü; ortak bir sevinç ve umut olarak ilkyazların sonunda zamanımızı güzelleştirmeyi başardı. Şüphesiz Türkçe Olimpiyatları son yüzyılda bu toprakların gördüğü en mutluluk verici olay. Türkiye'nin dünyaya sunabileceği en büyük marka. Size de ilginç gelmiyor mu? Yeryüzü kanunlarına göre böyle markalar, ülkelerin içinden doğar ve sınırları aşarak dünyaya açılır, başarısı arttıkça 'globalleşir'... Türkçe Olimpiyatları galiba genel geçer bütün kuralları alt üst etti. Dünyada doğdu, sonra büyümüş haliyle geldi Türkiye'ye. Hazıra konduk... Kökü bütün kıtalara yayılmış, fakat dalları Türkiye'ye sarkmış, meyvelerini içeriye veren bir ağaç gibi... Evet, kökü dışarıda, ama tohumu yerli. Buradan gidip oraların toprağına düşmüş, oralarda çiçeklenip büyümüş. Dışarıdan içeriye, globalden yerele bir gurur kaynağı, bir umut kaynağı olup çıkmış. Bilmeyen yok artık. Türk okulları önce açıldıkları ülkelerin gözbebeği oldu. Çok sayıda ülkenin dünya ölçeğinde belki de ilk başarısı, ilk madalyası onların eliyle kazanıldı. Türkiye'de çoğu insan habersizdi bundan. Dünya haritasına serpiştirilmiş bu ağaçlar, yan yana durup bir orman oldu sonra. Bu habersizliği uyandırmak için 8 yıl önce küçük bir buluşmayla olimpiyatlar başladı. Bugün artık, yaz başlarının beklenen büyük şenliği, küresel moral kaynağı olarak bütün ülkenin beklediği bir etkinlik... Türkçe Olimpiyatları, artık bütün şüpheleri, önyargıları, acabaları, 'değirmenin suyu nereden?'leri aştı. Ve topyekün bir sevinç, milli bir umut, bir sevinç gözyaşı oldu. Üzerinde hemen herkesin birleşebileceği ender olaylardan biri olarak karşımızda duruyor. Her yıl sanki ilk kez yapılıyormuş gibi tazeliğinden, heyecanından bir şey yitirmeden aynı tutkuyla bizi kendisine hayran bırakmayı başarıyor. Ne mutlu, artık sevinç gözyaşlarından kızaran gözlerimizle birbirimize bakıp üzerinde konuşabileceğimiz bir şey daha var! Artık, dünyadan söz ederken savaşların dışında cümleler geliyor dilimize. Türkiye, barış ve umut, yan yana geliyor. Daha çok gelecek, daha çok uzayacak bu cümleler... Bana öyle geliyor ki, yükselen bu kuleye bir tuğla koymak, çağımızın en şerefli işlerinden biri. Her tuğla, verilen her satır destek sahibini yüceltiyor. Elbette en büyük şeref o meçhul öğretmenlerin. Onlar, bilinmez kaldıkça büyüsünü koruyacak. Biz onları Türkçe konuşan eserleriyle tanıyacağız sadece. Meyvesini verip kendisi görünmeyen ağaçlar gibi... Yorulmaz, gücenmez, kibir bilmez, menfaat tanımaz talihliler... Dünyayı hâlâ güzel kılan başka zaman insanları. Onlarla aynı şarkıları söylediğimiz için şanslıyız. Ne mutlu bize, böyle talihlilerle aynı gezegende yaşıyoruz. Uzaktan gıptayla, imrenerek ve nazardan sakınarak izliyoruz onları. Artık sevin ve güvenle dönmene bak dünya! Her kıtada seni ayakta tutan melek yaratılışlı sakinlerin var! O çocuklar mı? Göçmen kuşlar gibi geldiler, üzerimizde şöyle bir uçup gittiler... Ömrü olan, seneye yine görecektir.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Yorumlar
yurtdışında bu okullarda çalışma teklifi edildiğinde reddettim. Şu an
çok muzdarbim bundan. Arkadaşlar artlarına bile bakmasınlar. Anne baba
bişekilde ikna edilir. Allah onlara güç kuvvet veriri. Yeter ki
niyetimiz halis olsun... Ben bu treni kaçırdım başka arkadaşlar
kaçırmasın.