Anasayfa
Edebiyatın aynasında gurbet resimleri Yazdır E-posta

ImageBugün dünyanın dört bir yanında ‘Türkiye’yi bir sevda haline getirmiş gençler’ yaşıyor. Türkçe konuşuyor, haritada Türkiye’nin yerini gösterebiliyorlar. Daha yirmi yıl önce, Orta Asya’nın demirden kafesi kırıldığında oraya mevsimsiz kuşlar gibi gencecik öğretmenler göç etmişti. Örümcek ağlarının bağladığı kapıları açmış, viraneleri imar edip içine gözyaşlarını, sevgilerini ve hülyalarını kattıkları okullar açmışlardı.

 Tarifsiz acıların küllendirdiği gönüllere ilk onların sesi değmişti. Kapılar açılmıştı, gönüllerin kapısı zaten açıktı yüzyıllık hasretle koşan kardeşe.

Image

Zamanın dışına çıkabilseydik eğer, bir film gibi akan zamanı seyredebilseydik, uzaktan onları görecektik. Göçmenleri… Ayak izlerinde yıldızlar parlayan hicret kahramanlarını… Onların yıldızlı izlerinin dünyayı şefkatli bir anne kucağı gibi sardığını görecektik. Her uğranılan coğrafyada biraz daha büyüyen, bütün dünyayı içine alacak kadar büyüyen bir kalp görecektik. Ve insanların, bu kalbin içine girerken yüzlerindeki şaşkınlıkla bütünleşmiş sevincini... Uzaktan, çok uzaktan bakabilseydik, her coğrafyaya ayak izleri bırakan kahramanların ne izlerindeki yıldızların, ne de içine dünyayı sığdırdıkları kalbin farkında olduklarını, aslında farkında olmak istemediklerini de görecektik.

Kim ne derse desin, bu ‘göçmen kuşlar’ın yeryüzüne dağılıp bir sevgi köprüsü gibi her ülkede kurdukları Türk okulları, 21. yüzyılın en önemli hadiselerinden biri olmaya adaydır. Bu okulların, Türkiye’nin imajı ve dünya barışı adına üstleneceği misyon ve elbette hareketin öznesi olan öğretmenlerin serüveni, pek çok sosyolojik araştırmaya konu olacak. Bu konuda kitaplar yayınlanacak, (Bu arada Ufuk Kitapları’nın yayınladığı ‘Barış Köprüleri/Dünyaya Açılan Türk Okulları’ adlı kitabı anmadan geçmeyelim.) belgeseller ve filmler çekilecek. Daha da önemlisi, Anadolu’dan hicret edip bu ülkelere giden genç öğretmenlerin duygu ve düşünceleri, hatıraları... Sanırım bu okulların adını duyan herkes, hem bu destansı projenin ardındaki insan hikâyelerini öğrenmek hem de o coğrafyaları tanımak için böyle kitapları bekleyecektir.

Kaynak Yayınları’nın başlattığı ‘Yurt Dışı Hatıraları’ adlı seri, işte tam da bunu gerçekleştiriyor. Yayınevi, büyüttükleri kalp içine bütün dünyayı sığdırmaya çalışan bu ‘kahraman’ların hatıralarını yayınlıyor. Yurt Dışı Hatıraları, üst başlığını taşıyan serinin ilk altı kitabı yayınlandı.

Yurt Dışı Hatıraları, edebiyat ve dil zevkini ortalama düzeyde tatmin edebilecek olgunlukta eserler. Okumaya durduğunuzda, bu kitapların gerçekten hatıra türünün bir halkası mı, yoksa hikâye ve gezi türüne ait özelliklerin daha baskın mı olduğu sorusu aklımıza gelebilir. Kitaplar, bizce hatıra türünün bir halkası hem de önemli bir halkası olarak değerlendirilmelidir. Ve burada şu da hemen eklenmelidir ki aslında türler arasındaki çizgi o kadar da kalın ve keskin bir çizgi de değildir. Ancak yazarlar, diğer türlerin imkanlarını da alabildiğine kullanıyor. İç içe kullanılan öyküleyici ve betimleyici anlatım hikâyeyi, yazarlarının yer yer kişisel düşüncelerini aktarmaları denemeyi; tarihî, coğrafi ve sosyal hayatla ilgili bilgilere yer verilmesi, gezi yazısını akla getiriyor. Dolayısıyla bu eserlerde sadece bir türü değil, edebiyatın birçok türüne ait özellikleri bir arada görmek mümkün. Örneğin “Bir Güzel Gurbet Kırım” daha çok hikâye karakteri gösterirken, Afrika’daki Işık’ta gezi notları özelliği ağır basıyor. Mustafa Oğuz’un kaleme aldığı Hicret Resimleri’nde ise hikâye, deneme, gezi ve hatıranın yanına şiir de ekleniyor.

Image

Yurt Dışı Hatıraları’na dil bakımından da epeyce emek verildiğini söyleyebiliriz. Eserlerin tamamında anlaşılabilir, sade ve akıcı bir dil kullanılmış. Sade bir hikâye dilinin kullanılması, kitapların her yaştan ve kesimden insan tarafından kolayca okunmasını, anlaşılmasını sağlayan önemli bir özellik. Hatırayı, belki bir hikâye, bir roman kadar kolay okunamayan, sadece meraklıları tarafından okunabilen bir tür olarak düşündüğümüzde, bu kitapların farkı daha da kolay anlaşılabilir.

Yurt Dışı Hatıraları serisinin asıl önemli ve dikkat çekici yönü ise “ilk” oluşları. Şu an “Türkiye’nin haritada yerini gösterebilen gençler”in dünya yüzünde çoğalması, “yeryüzünde en geniş coğrafyada konuşulan dil Türkçe” nitelemesi aslında inceden bir sosyolojik değişimi gösteriyor. Dünyanın her tarafından yükselen İstiklal Marşı, “insanın olduğu her yerde” dalgalanan Türk bayrağı insanların nereden nereye geldiğini anlatıyor.

Artık nerede insan varsa orada Türkler var. Nerede Türkler varsa orada Türkçe şarkılar söyleyen çocuklar var. Buzullar ülkesinden Afrika’nın ucuna kadar her yerde... Anadolu insanının bu büyük fedakârlık destanı, elbette edebiyata da yansıyacaktır. İşte elimizde tuttuğumuz bu altı kitap, meşalesi Anadolu’da tutuşturulan bu sevgiden köprüler kurma çabasından bize sıcağı sıcağına yansıyan öyküler. Belki de bir büyük destanın ilk satırları… Gelecek bir zamanda dünya yüzündeki bu gelişmeleri sosyologlar incelerken edebiyat tarihçileri de boş durmayacak!

Yurtdışındaki Türk okullarında görev yapan öğretmenlerin yaşadıklarını yazma “geleneği”, Ali Tokul’un Akasya Hikâyeleri (Ufuk Kitapları) ile başladı. Yurt Dışı Hatıraları serisi, Akasya Hikâyeleri’nin açtığı yoldan yürüyerek bugüne geldi. Bu seri içinde yer almasa da bu çığırı açan kitap olarak Akasya Hikâyeleri ve devamı niteliğindeki ‘Gerçeği Rüyasından da Güzel’, adı anılmadan geçilmeyecek kitaplar.

Son bir söz: Yakın bir zamanda Yurt Dışı Hatıraları’nın yedinci kitabının çıkacağını da buradan duyurmuş olalım. Niyazi Sanlı’nın kaleme aldığı kitap, ‘Kırılma Noktası: Kafkasya’ adını taşıyor.

Image

Bir Güzel Gurbet Kırım

Serinin ilk kitabı, Seher Durmaz’ın Kırım hatıralarından oluşan ‘Bir Güzel Gurbet Kırım’. Kitap, Prof. Dr. Cihan Okuyucu’nun ‘Gahi gurbet vatan olur gahi vatan gurbetlenir’ diye başlayan takdimiyle açılıyor. Okuyucu’nun takdiminden, gurbet ve hasret duygusuna yabancı olmadığımızı, aslında ‘gurbetin içimizde’ yaşadığını hissediyoruz. Yazarın gözünden, acılı yurt Kırım’da ‘gurbet’in kadınlarını ve gurbetteki kadınları görüyoruz. Lanure Teyze’yi, Gülnaz’ı, Dilara Abla’yı, Zehra Öğretmeni ve diğerlerini… Onların yaşantılarını, gurbet hüznüyle birleşmiş ince bir duyarlılıkla anlatan bir yazarın kaleminden okuyoruz. Güzel olan, Türk okulları ve onları hayata geçiren insanların yaşadıklarına ilk kez bir kadının kaleminden ve kadın duyarlığıyla tanık olmak. Cihan Okuyucu’nun deyişiyle, yazar, birkaç fırça darbesiyle önümüzdeki manzarayı canlandıran mahir ressamlar gibi canlı hayat tabloları sunuyor bize.

Dünyanın Dibi Avustralya

Yurt Dışı Hatıraları’nın bu ikinci kitabında, Şeref Yılmaz’ın kaleminden, kanguruların ve aborjinlerin yurdu Avustralya anlatılıyor. Kitap, Avustralya ile ilgili genel bilgiler vererek başlıyor. Ülkeye yeni gelmiş bir Türk’ün gözünden Avustralya’yı tanıyoruz. İlerleyen sayfalarda, Avustralya’yı genel olarak tanımanın yanında, sistemin nasıl işlediğini, devletin eğitim politikasını, Avustralya’nın doğal ortamını, orada yaşayan etnik grupları, bayrakta kullanılan sembollerin anlamlarını, devletin idari yapısını, insan hakları konusundaki uygulamaları dikkatli bir gözlemcinin açtığı pencereden görme, bir edebiyatçının kaleminden okuma imkânını buluyoruz. Bu uzak kıtada varlıklarını sürdürmeye çalışan Türk toplumunun yaşantısıyla ilgili ayrıntılar da yansıyor satırlar arasına. Avustralya’da Türk olarak yaşamanın zorlukları ve “üçüncü kuşak Türk neslinin kimlik sorunları”yla ilgili önemli ipuçları var kitapta.

Yüreğim Asya’da Kaldı

‘Yüreğim Asya’da Kaldı’ serinin birinci kitabı ‘Bir Güzel Gurbet Kırım’ın devamı niteliğinde. Seher ve Şahin Durmaz çifti, adı ‘sürgün’ kelimesiyle anılan Kırım’da yaşayıp gördüklerini kendilerine saklamamış, yazmışlar. Şahin Durmaz’ın kitabında da Kırım’ın tarihi mekanları, burada yaşayanların acıları, gündelik hayatı, yoksulluklar, sevinçler, hayaller... Ve Türkiye’den giden bir avuç öğretmenin gönüllere girme, o insanlarla bir yürek olma çabasını anlatan hikayeler, hatıralar var. Bugüne kadar bu coğrafyayı Cengiz Dağcı’nın, Aytmatov’un romanlarından ve Batılı yazarların eserlerinden tanıyabiliyorduk. Seher ve Şahin Durmaz’ın çalışması gibi kitaplar bize, bu kardeş ülkeleri ve insanlarını içimizden birilerinin samimi, sıcak bakışıyla tanıma fırsatı veriyor. Bir şeyi daha, bugün varlıklarıyla gurur duyduğumuz okulların hangi fedakarlıklarla kurulup yaşatıldığını...

Osmanlı’nın Yetimi Bosna

Savaşın ve katliamların beyaz zambakları soldurduğu Bosna’yı, Osmanlı’nın yetimi Bosna’yı anlatıyor kitap. Savaş sürerken, geride sevdiklerini bırakıp oraya giden eğitim gönüllülerinin hikâyesini... Yazarı, Yaşar Danışmaz. İlk bölümün başlığı, ‘Hoşça kal anne!’ ama bu hoşça kal temennisi biraz farklı. Oğlunu savaşın ortasına gönderen bir annenin duyguları… Aslında savaş olmasa da, binlerce kilometrelik mesafelere çocuklarıyla gitmez mi annelerin yürekleri? Bu hicretin başkahramanları annelerin duygularının fotoğrafı… Hemen arkasından gelen “Merhaba Saraybosna” bölümü, her şeye rağmen gitmeyi, savaş da olsa, geride gözü yaşlı bir anne de bırakılsa, hicret atına binerek yeni bir dünyaya ‘merhaba’ diyebilmenin umudunu özetliyor. Kitap, bir avuç eğitim gönüllüsü gencin, savaşın ardından bu ülkenin çocuklarına kucak açışlarının belgesi gibi.

Afrika’daki Işık

Ömer Said Gönüllü tarafından kaleme alınmış kara kıta Afrika notları. Bu kitap diğerlerinden farklı bir biçimde oluşmuş. Yazar, Afrika’da yerleşik bir hayat sürmemiş. Bunu kendisi de ‘Başlarken’ bölümünde “… Dünyanın farklı coğrafyalarında pek çok isimsiz kahraman bir destan vücuda getiriyorlar, tarih yapıyorlar. … Ben ise onların arasında değilim ve bunları kolayından kaleme alma işini yerine getiren biriyim.” şeklinde dile getiriyor. Yazar, kitabı üç hafta süren Afrika yolculuğu sırasında günlüğüne kaydettiği notlarla oluşturmuş. Bu nedenle derinlikli portreler ve uzun zamana yayılmış olaylar yer almıyor kitapta. Bir gezginin kaleminden Fas’ı, Senegal’i, Moritanya’yı, Gambiya’yı ve buralardan dokunaklı insan manzaralarını okuyoruz. Ö. Sait Gönüllü’nün son derece doğal, akıcı bir dili var. Kısa notlarla bir kıtanın insanlarını ve hayat tarzını yaşatıyor bize. Evet, notlar kısa; ama çağrışımları çok uzun...

Hicret Resimleri

Hicret Resimleri’nin yazarı Mustafa Oğuz, dört yıl Kazakistan’da, üç yıl Dağıstan’da bir eğitim gönüllüsü olarak çalışmış. Türkiye’ye döndükten sonra da Kuzey Irak ve Kırım’a kısa süreli yolculuklar yapmış. Orta Asya’da bulunduğu süre içinde Özbekistan’ı dolaşma fırsatı bulmuş. Hicret Resimleri, bu ülkeler gezilirken tutulan notların kitaplaşmış hali. Oğuz, yaşananları ‘gerçekçi bir dille’ anlatmayı seçtiğini, kitabın sunuş bölümünde belirtiyor. Hicret Resimleri, yazarın Türkiye’den uçağa binişiyle başlıyor, Kırım seyahatinden İstanbul’a dönüşle sona eriyor. Mustafa Oğuz, kullandığı dille, arada geçen zamanı okura da yaşatıyor. Kitabın en belirgin özelliği de bu. Hicret Resimleri’ni okumaya başladığınızda, sizi yazarın anlattığı yerlere gitme, oraları görme, o insanları tanıma arzusu karşılıyor. Aynı zamanda bir şair olan Mustafa Oğuz; günlük, hatıra ve hikayelerin arasına şiirler de serpiştirmiş.

Ümit Meriç:
Günümüzün Evliya Çelebileri dünyaya ışık saçıyor

Makamı cennet olsun Evliya Çelebi’nin İstanbul Eminönü’nde -bugünlerde baştan sona elden geçen bir mescitte- namaz sonrası uyuyakaldığını ve manada, camiye pek çok nurani zatın ve ashabın girmesinden sonra Resulü Ekrem Efendimiz’in teşrif ettiğini gördüğünü hep biliriz. Çelebi, teşrif-i Hazreti Risalet Penahi’den o kadar büyük bir heyecan duymuştur ki, hemen yerinden doğrulmuş, o telaş içinde ‘Şefaat ya Resulallah!’ diyeceği yerde ‘Seyahat ya Resulallah!’ demiştir. Yirminci yüzyılın son on yılında ise sadece İstanbul’da değil Anadolu’nun dört bir kesiminde yüzlerce, binlerce genç insan aynı rüyayı gördü. Üstelik hepsi de uyanıktı bu insanların. Onlar da Çelebi gibi seyahat istiyorlardı. Ama yanlışlıkla ‘seyahat’ demiyorlardı. Çünkü onlar, seyahati şefaatlerine bir vesile olsun diye istiyorlardı. ‘Şefaatimiz için seyahat ya Resulallah!’ diyorlardı. İşte o güzel insanlar, o günlerden bu günlere en güzel atlara bindiler ve dünyanın dört bir diyarına gittiler. Hepsinin heybesinde ışık dolu kitaplar var. Gittikleri yerlere bu ışık insanlar, beyinlerindeki ve yüreklerindeki aydınlığı götürdüler. Oradaki mumları da ilim ve irfan ateşiyle yakarak gurbet diyarlarını da nura gark ettiler. Şimdi sıra bu yeni çelebilerimizi dinlemeye geldi. Kimi yüreğini Asya’da bırakan, kimi dünyanın dibi Avustralya’da bir dünya pehlivanı gibi kıtayı yükseltmek için çalışan bu insanlar, dünyayı kendilerine gurbet bilmiyorlar. Zira onlar yeryüzü kendisine mescit kılınan bir Peygamber’in ümmeti olarak dünyanın beş kıtasında beşikten mezara kadar tahsil etmiş oldukları ilimleri, beşikten mezara kadar orada yaşayan insanlara da tahsil ettiriyorlar.

Cihan Okuyucu:
Onlar, sessiz tarihin gösterişsiz aktörleri

Birçok insan gibi ben de yurtdışı gezilerimde bu destanın isimsiz şairlerine, onların zorluklarına, ümit ve ümitsizliklerine şahit oldukça şöyle düşünmekten kendimi alamamıştım: “Bütün bu yaşananların senaryosunu kim yazacak, bu heyecanları hangi kalp, kalem ve kâğıtla buluşturacak? Yaşadığımız tarihi yazmaya ne zaman başlayacağız? Yoksa bu sessiz tarihin satır araları böylece nisyan sisleri altında yitip gidecek mi?” Şimdi, çok geniş bir coğrafyaya ait ‘Hicret’ hikâyeleri serisini incelerken, bu temennimin kısmen de olsa gerçekleşmesinden mutluyum. Yaşayanları ve yazanlarıyla ey bu sessiz tarihin gösterişsiz aktörleri! Bir zamanlar vatan olan bütün bu coğrafyalarda sizin gayretlerinizle yeni bir ruh filizlenecek ve bu topraklar sizin terinizle, sizin mürekkebinizle, sizin gözyaşlarınız ve göz nurunuzla karılarak yeniden vatan haline gelecektir. O kutlu binaya birer tuğla olabilenlere ve bu oluşun hikâyesini kalem ve kâğıtla buluşturabilenlere ne mutlu!

Abdullah Aymaz:
Hatıraların yazılması çok mânâlı

Hayatını eğitime adamış isimsiz kahramanların sayesinde Anadolu’nun gülümseyen yüzünün aksi, dünyaya yayılmaya başladı. Çünkü dünyanın birçok ülkesi insan eksenli bir eğitimleri olmadığı için çıkmaza girdi. Ümit ediyorum ki, çok yakında eğitim gönüllülerimizin sergilediği alternatif eğitime hepsi koşacaklar. Bu meselenin bir yanı. Meselenin en az birincisi kadar kıymetli diğer yanı ise bu faaliyetlerin kayıt altına alınmasıdır. Bu kayıt altına alma işi de en kestirme, yazarak yapılabilir. Bu bakımdan Kaynak Yayınları’nın “Yurt Dışı Hatıraları”nı çok manalı buluyor ve seriye emek veren herkese teşekkür ediyorum.

Harun Tokak:
Hicretin ilk meyveleri

Kaynak Yayınları’nın, ‘Yurt Dışı Hatıraları’ başlığıyla yayınladığı seri, ülkemizin yetiştirdiği müteşebbis ruhlu himmet ehli nesillerin, çoğumuzun adını bile duymadığı ya da bizim için tarih ve coğrafya kitaplarında kalmış ülkelere giderek kurdukları dünyaların hikâyelerini anlatıyor. Gecesi, günü, insanı ve mevsimi birbirine hiç benzemeyen onlarca ülkeye yalnızca ‘insan olma’ ortak paydasından hareketle gidildi. Bugün yavaş yavaş meyveleri görülmeye başlanan bu hareketin hikâyeleri de konuşuluyor, yazılıyor.

Reşit Haylamaz:
Seri, onlarca kitaba ulaşabilir

Yurt Dışı Hatıraları serisi, gerek yurt içinden gerekse yurtdışından gelen yoğun istekler doğrultusunda hazırlandı ve okurların beğenisine sunuldu. Esasen hatıraların aynasında edebiyat, insan zihnini anlamanın yolunu açan bir araç, huzur ve itminan kapısını aralayan bir ayaktır. Bu yönüyle, Türk milletinin adsız kahramanlarının yazdığı kalbi destanın yazılı edebiyata aktarılması olarak vasıflandırılabilecek bu serinin, ilerleyen yıllarda onlarca kitaba gebe olduğunu şimdiden söylemek hiç de zor değil. Zira bütün edebiyatın kaynaklandığı malzemenin anı olduğuna inanan ben, tarih yapmaktan tarih yazmaya vakit bulamayan atalarımızın evlatlarının, artık ne yapıp edip tarihlerini yazabilecekleri zamanı kendilerine ayırmaları gerektiğini düşünüyorum. İnşallah yayınevimizin attığı bu adımlar, bizleri ve okurlarımızı doğru sahillere ulaştıracak birer liman özelliği taşır.

KAYNAK:  http://kitapzamani.zaman.com.tr/

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
Advertisement

Palyaş

Resim Albümü

Köşe Yazıları

Haber Yorumları

RSS

Kimler Online

Şuanda 12 misafir bağlı

Yazı Arama

Video Arama

Sayaç

1 Haziran 2006'dan buyana 6346289 ziyaretçi
Advertisement

Haber Listesi